Cocukların Cinsel İstismarı Suçu

Çocukların cinsel istismarı suçu cinsel suçlar altında düzenlenen ve öngördüğü ceza miktarları olarak en ağır suçlardan biridir. Çocukların cinsel istismarı suçu TCK 103 maddesinde düzenlenmiş olup öncelikle madde metnini paylaşmakta fayda olduğu kanaatindeyiz.

Çocukların cinsel istismarı Madde 103-

(1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;

  1. a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
  2. b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.

(3) Suçun;

  1. a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
  2. b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
  3. c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
  4. d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
  5. e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle, işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.

(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.

(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.

Cinsel Suçların Tasniflendirilmesi

  • Mağdur 15 yaşını doldurmamışsa TCK 103. Madde gündeme gelecektir.
  • Mağdur 15 – 18 yaş aralığında bir çocuk olması ve rıza olmaması halinde yine TCK 103. Madde gündeme gelecektir.
  • Mağdurun 15-18 yaş aralığında olması ve rızanın varlığı halinde eğer cinsel ilişki mevcut değilse suç oluşmayacaktır. Mağdurun rızasının yokluğu halinde ise yine TCK 104. Madde reşit olmayanla cinsel ilişki suçu gündeme gelecektir.
  • Mağdur 18 yaşını doldurmuş ve gerçekleşen fiil karşısında hukuka uygun rızası mevcut ise suç oluşmayacaktır. Ancak rıza yoksa TCK 102. Madde cinsel saldırı suçu oluşacaktır.
  • Eylemde fiziksel temas yok ise fakat cinsel amaç mevcut ise TCK 105. Maddede yer alan cinsel taciz suçu oluşacaktır.

Çocukların Basit Cinsel İstismarı Suçu ve Unsurları

Yukarıda paylaştığımız madde metninden de görüleceği üzere suçun basit şekli TCK 103. Maddenin 1.fıkrasında düzenlenmiştir.

  1. Çocuğun Basit Cinsel İstismarı Suçu ve Temel Şekli

Basit cinsel istismar suçunun temel şekli çocuğun vücudu üzerinde gerçekleştirilen, cinsel amaç  taşıyan, cinsel arzuları tatmin etme niyetiyle cinsel ilişki düzeyine varmayan cinsel fiillerdir. Bu suçun oluşması için suça konu hareketlerin şehvet unsurlarını objektif bir ölçüde barındırması yeterli olacaktır. Burada hareketlerin cinsel ilişki noktasına varmaması oldukça önem arz edecektir. Çünkü cinsel ilişkinin varlığı halinde suçun temel şeklinden uzaklaşılacak ve nitelikli hali gündeme gelecektir.

Suçun temel şeklinde de cinsel amaç aranmakta olup cinsel amaç bulunmayan ya da cinsel amaç tespit edilemeyen davranışların bu suçu gündeme getirmesi mümkün olmayacaktır.

  • Sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesine gelince; Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,Ancak; Mağdure beyanları, savunma ve tüm dosya içeriği nazara alındığında sanığın, olay günü mağdureye öpücük atıp, cinsel içerikli sözler sarf etmesinin ardından kolundan tutarak götürmek istemesi şeklinde gerçekleşen hadisede koldan tutma eyleminin cinsel amaçlı olmayıp, öpücük atma ve cinsel içerikli sözler söyleme eylemlerinin ise bütün halinde cinsel taciz suçunu oluşturduğu gözetilerek bu suçtan hüküm kurulması yerine suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkumiyet kararı verilmesi…(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2015/10124 Esas, 2019/12455 Karar)

Suçun genel tanımında yer aldığı üzere mağdur çocuğun 15 yaşını tamamlamamış ya da tamamlamış olsa dahi eylemin sonuçlarını anlayabilecek yetkinlikte olmaması aranmaktadır. Mağdurun bu şartları taşımaması halinde diğer suç maddeleri tartışılacaktır.

TCK 103/1-b maddesinde yer alan hüküm ise 15 yaşını doldurmasına rağmen 18 yaşını henüz doldurmamış ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayabilen çocuklara karşı gerçekleştirilen fiilleri düzenlemektedir. Bu madde hükmünde en önemli husus rızanın yokluğu ve failin fiilini cebir, tehdit veyahut herhangi bir iradeyi sakatlayabilecek şekilde gerçekleştirmesi hususudur. Somut uyuşmazlıklarda tartışılması gereken ilk nokta cebirin varlığı olacaktır. Örneğin, A kişisinin B kişisine yönelik belden sarılma eylemi cebir olarak nitelendirilmeyecektir.

  • Sanığın, olay günü yolda yürümekte olan on beş yaşından küçük mağdureye arkadan yaklaşarak sarılması şeklindeki eyleminin cebir veya tehdit kullanılarak işlenmediği gözetilmeden, yazılı şekilde sanığın cezasında 5237 sayılı TCK’nın 103/4. maddesi ile artırım yapılması suretiyle sonuç cezanın fazla tayini, Kanuna aykırı, sanık ile müdafisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 03.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2016/4500 Esas, 2019/12970 Karar)

2.Sarkıntılık Suretiyle Çocuğun Basit Cinsel İstismarı Suçu

Çocuğun cinsel istismarı suçlarında en hafif cezayı öngören suç tipi sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarıdır. Sarkıntılık olarak algılanabilecek eylemler ani olmalı, süreklilik arz etmemeli, bedensel temas içermelidir. Yargıtay uygulamalarında, çocuklara yönelen ve bedensel temas içeren eylemler açısından, sarılarak öpme, cinsel organları ile bacaklarına dokunma, pantolonu üzerinden cinsel organına dokunma gibi eylemler sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarına örnek eylemler olarak nitelendirilmiştir.

  • Mağdurların aşamalardaki samimi anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamına göre, sanığın değişik tarihlerde parkta oyun oynayan on yaşlarındaki mağdurların cinsel organları ile bacaklarına dokunmak şeklindeki fiziksel temas içeren eylemlerinin kısa süreli, ani, kesintili olması ve fiillerin kendiliğinden sonlandırılması da göz önüne alındığında eylemlerin sarkıntılık düzeyinde kaldığı gözetilerek hükümler kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafisi ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 04.07.2018 gün ve 2018/878 Esas, 2018/1510 Karar sayılı vaki istinaf başvurusunun kabulüyle hükümlerin kaldırılarak sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine dair kurulan hükümlerin 5271 sayılı CMK’nın 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmesine, 22.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/6623 Esas, 2020/665 Karar)

Sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçunun cezası 3 yıl ile 8 yıl arasındadır.

Çocukların Cinsel İstismarı Suçu Nitelikli Halleri

Çocukların cinsel istismarı suçu (TCK 103) açısından maddenin diğer fıkraları nitelikli halleri düzenlemiştir.

A)Çocukların Cinsel İstismarı Suçunun Organ veya Cisim Sokma Şeklinde Gerçekleşmesi

Türk Ceza Kanunu’nun 103. Maddesinin 2. Fıkrasında yer alan madde hükmüne göre cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi halinde suçun nitelikli halinin meydana geleceği hüküm altına alınmıştır. Bu noktada ceza davalarında en çok dikkat edilmesi gereken nokta somut olayda sokulan cismin niteliğidir. Öyle ki bazı Yargıtay uygulamalarında ağza parmak ve dil sokulmasının bu kapsamda olmadığı fakat ağza cinsel organın sokulmasının nitelikli hal olacağı kararlaştırılmıştır. Bu fıkra hükmüne giren eylemleri kısaca şu şekilde açıklayabiliriz ;

  • Cinsel organın cinsel bölgelere sokulması eylemi, (Mülga yasa açısından “ırza geçme” olarak adlandırılan eylem)
  • Cinsel organın vücuttaki diğer boşluklara sokulması,
  • Cinsel organlara herhangi bir cismin sokulması.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Failin mağdureyi zorla öperken dilini ağzına sokması vücuda organ sokulması niteliğinde olmadığından iddianamede anlatılan eylemin 5237 Sayılı T.C.K.nun 103/2. maddesinde düzenlenen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturması mümkün değildir. Bu sebeple Özel Dairece yerel mahkeme hükmünün gerekçesiyle bozulmasında isabet bulunmamaktadır.

(Yargıtay CGK, 2013/14-294 Esas, 2013/615 Karar)

B)Suçun Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte İşlenmesi (TCK 103/3-a)

Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesinin nitelikli hal olarak sayılmasının sebebinin suçun daha kolay işlenmesine olanak sağlaması olduğu kanaatindeyiz. Birlikte işlenme eyleminden fikir ve eylem birliğinin mevcudiyeti anlaşılmalı bir diğer deyişle TCK 37. Madde hükmü uygulanabilir olmalıdır. Aksi takdirde bu madde hükmünden artırım yapılamayacaktır.

  • Sanıkların eylemlerine birden fazla kişinin katıldığından bahisle TCK’nın 103/3. maddesi uyarınca cezalarında arttırım yapılabilmesi için eyleme aynı Kanunun 37. maddesi anlamında suçu doğrudan birlikte işleyen sıfatıyla katılmaları gerektiği, buna karşılık sanıklar … ile … diğer sanık …’nın mağdureye yönelik cinsel istismar eylemine TCK’nın 39. maddesi anlamında yardım eden sıfatıyla iştirak ettiklerinin kabul edilmesi karşısında, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi koşulunun olayda gerçekleşmediği gözetilmeden, haklarında tayin edilen cezaların aynı Kanunun 103/3. maddesi ile arttırılması, 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesi uyarınca, 5237 sayılı Kanunun 103. maddesinin 28.06.2014 günlü, 6545 sayılı Kanun değişikliğinden önceki ve sonraki haline göre denetime olanak verecek şekilde ayrı ayrı somut olaya dair uygulamaları hükmün gerekçesinde gösterilip buna göre lehe Kanun karşılaştırması yapıldıktan sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken, yazılı şekilde kararlar verilmesi, Kanuna aykırı, sanıklar müdafii ile O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, ceza miktarları itibariyle kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321 ve 326. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 15.10.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.(Yargıtay 14. Ceza Dairesi 2018/4818 Esas, 2018/5945 Karar)
  •  
  • Dikkatinizi Çekebilir: Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma

Çocukların Cinsel İstismarı Suçunda Hata Hükümleri

Türk Ceza Kanunu’nun 30.maddesinde hata hükümleri düzenlenmiş olup kişinin hataya düşmesi halinde bu hatasından yararlanacağını, hatta kaçınılmaz bir hataya düşmesi halinde ise cezalandırılmayacağı sayın başkanlığınızın da malumlarıdır. Öğretide bu konuya ilişkin olarak; \”Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi.\” (… Emin Artuk-… Gökcen- A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, …. 522) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

Cinsel suçlarda hata hükümleri oldukça önem arz etmekte olup çoğu zaman lehe olarak değerlendirildiğinde dosyanın düşmesi ile sonuçlanan hükümlere vesile olabilmektedir. Amiyane tabirle sanığın mağdurun yaşı itibariyle hataya düştüğünü, 15 yaşını doldurmadığını bilse cinsel ilişkiye girmeyeceğini ifade ettiğimiz dosyalarımızda “düşme kararı” verilmektedir. Bu sebeple cinsel suçlarda bir ceza avukatı ile çalışmanızda fayda olduğunu hatırlatıp bazı emsal Yargıtay kararlarına değinmek isteriz.

  • Nüfus kaydına göre 03.08.1992 doğumlu olup suç tarihinde 15 yaşı içerisinde olan ve bu yaşını tamamlamayan mağdure ile sanığın anlaşarak birlikte kaçtıkları ve cinsel ilişkiye girdikleri, çocuk sahibi oldukları ve daha sonra resmi olarak evlendikleri anlaşılmış olup, sanığı, mağdurenin babası ile barışmaları için bulunduğu yere götüren tanık B. T.’nin mağdurenin görünüm itibarıyla 18 yaşından büyük göründüğünü ve Adli Tıp Kurumunun uygulamalarına göre de bazen kişinin kemik yaşının hormonal gelişimi, beslenme gibi nedenlerle gerçek yaşa göre farklılık gösterebileceğinin bilinmesi karşısında, mağdurenin suç tarihi itibarıyla 15 yaşından büyük gösterip göstermediği, sanığın mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmesinin mümkün olup olmadığı mahkemenin dosyadaki tüm verilerle birlikte kendi gözlemini de tespit ederek ve gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi de yaptırılmak suretiyle belirlendikten sonra TCK.nın 30. maddesi gözetilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması…(Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 19/9/2013 tarih ve E.2013/7082, K.2013/9381)

Çocuğun cinsel istismarı suçuna ilişkin yapılan ceza yargılamalarında hata hükümlerinin uygulanmasına yönelik sanıktan veya ceza avukatından bir talep var ise mahkeme aşağıdaki şu hususları incelemelidir;

  • Mağdurun yaşının sanık tarafından bilinip bilinmediği, mağdur tarafından sanığa yaşı konusunda beyanda bulunup bulunmadığı, beyanda bulunduysa bu beyanın hali hazırdaki gerçek yaşıyla doğru olup olmadığı,
  • Mağdurun dış görünüşünün hata hükümlerinin uygulanabilirliği açısından tartışılması,
  • Mağdur ve sanığın aynı sosyal ortamlarda yaşayıp yaşamadığı, hali hazırdaki sosyo-kültürel durumlarının değerlendirilmesi,
  • Tüm bu hususlarla birlikte Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınarak mevcut durum incelenmelidir. Suç tarihinde ondört yaşı içerisinde bulunan mağdure ile sanığın internet ortamında tanışıp arkadaş olmasının ardından olay günü buluştuklarında sanığın, kendisine onyedi yaşında olduğunu beyan eden mağdureyi yanağından öptüğü tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK’nın 30. maddesi hükümleri yönünden hata halinin mevcut olup olmadığının tespiti için mağdurenin görünüm olarak onbeş yaşından küçük olduğunun anlaşılıp anlaşılamayacağı ve içinde bulundukları sosyal ve kültürel durumları da dikkate alınarak mağdurenin yaşı konusunda hataya düşmenin mümkün olup olmadığı araştırılarak, mahkemece kendi gözleminin tespit edilip gerekirse bu konuda bilirkişi incelemesi de yaptırılarak tüm verilerle birlikte değerlendirilip sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi…(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2015/5195 Esas, 2016/6192 Karar)

Hata hükümlerinin uygulanabilirliği açısından tartışılması gereken bir durum da dosyada mevcut raporlarda çelişkiler olduğunda izlenecek yol haritasıdır. Bu noktada hastane raporu ile Adli Tıp Raporu arasında çelişki olması halinde Adli Tıp Üst Kurulu’ndan rapor aldırılmalıdır.

  • Ancak; Mağdure … hakkında Mersin Devlet Hastanesinden alınan 01.03.2012 tarihli rapor ile Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca tanzim edilen 13.05.2013 tarihli rapor arasında mağdurenin yaşının belirlenmesi açısından çelişki bulunduğu nazara alınarak, Adli Tıp Üst Kurulundan rapor aldırılmak suretiyle mağdurenin suç tarihindeki gerçek yaşının belirlenmesinden sonra sanık ile suça sürüklenen çocuğun hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde hükümler kurulması…(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/4358 Esas, 2019/12752 Karar)

Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı Suçunun Cezası

Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun oluşması halinde hükmolunacak ceza 16 yıldan az olamayacaktır. Ayrıca mağdur çocuğun 12 yaşını tamamlamamış olması halinde verilecek ceza 18 yıldan az olamayacaktır. Nitelikli cinsel istismar suçundan anlaşılması gereken mülga kanunda “ırza geçme” , halk arasında ise tecavüz suçudur. Bu suçun TCK 103. Maddesinin 3. Fıkrasında yer alan hallerde işlenmesi halinde ise verilecek cezanın yarı oranında artırım uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

Cinsel Suçların Yatarı Nedir?

Cinsel suçlar yönünden yapılan düzenleme gereği verilecek cezanın ¾’ü cezaevinde geçirilecek olup geri kalan süre açısından denetimli serbestlik hükümleri uygulanacaktır. Bu noktada ceza kesinleştikten sonra sanığa müddetname tebliğ edilecek olup ilgili müddetnamede şartlı tahliye, hakkederek tahliye tarihleri açıkça gösterilecektir. İlgili suçun cezasının ağırlığı, yatar açısından özel düzenlemesinin olması düşünüldüğünde bu tarz davalarda sanık sıfatıyla yargılanan kişilerin bir ceza avukatından yardım alması oldukça önem arz etmektedir.

Dikkatinizi Çekebilir: Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçu Yargıtay Kararları

Eteğini Kaldırıp Bakma – Eylemin Bedene Değil Kıyafete Yönelik Olması

Dosya içeriğine ve kabule göre, sanığın, olay tarihinde arkadaşlarıyla ile birlikte okulun önünde servis bekleyen mağdurenin yanına yaklaşıp bedensel temas içermeyecek şekilde mağdurenin eteğini kaldırdığının anlaşılması karşısında, eylemin 5237 sayılı TCK’nın 105. maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğu ve sanığın bu suçtan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde çocuğun basit cinsel istismarı suçundan hüküm kurulması,…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2014/1665 Esas, 2016/656 Karar)

Cebir veya Tehdit Unsurlarının İspatlanamayışı – Rızanın Varlığı

Sanığın savunmaları, olayın mağdurenin evden kaçması üzerine annesinin baskısı üzerine beş ay sonra ortaya çıkması, mağdurenin arkadaşı tanık …’nun “mağdurenin Ocak ayının sonlarında mesaj çekerek sevgilimle birlikte oldum, – dediğine” ilişkin beyanı, tanık Betül’ün “sanık ile mağdurenin okul bahçesinde ocak ayının son haftasında karşılaştıklarına” ilişkin beyanı, sanığın Aralık ayının son haftası burnundan ameliyat olmuş olması nazara alındığında, eylemin 2010 yılı Ocak ayı sonlarında gerçekleştiğinin anlaşıldığı ve mağdurenin sanığa iftira atması için aralarında herhangi bir husumetin bulunmadığı, mağdurenin arkadaşı tanık Burcu mahkemede “mağdure Ocak ayının sonlarında mesaj çekerek sevgilimle birlikte oldum dedi, tecavüz olsa bundan bahsederdi, bana anlattığı kadarıyla zorla ilişki olmamış” şeklindeki beyanı, mağdurenin olay tarihinden sonraki tarihlerde de kendisine cinsel istismarda bulunduğunu iddia etmiş olduğu sanığın facebook hesabına mesajlar göndermiş olması, sanığın 2010 yılı Şubat ayında mağdure ile okul bahçesinde oturduklarını belirtmesi nazara alındığında, sanığın eylemin cebir ve tehditle gerçekleştirdiğine dair yeterli delilin bulunmadığı, bu itibarla sanığın eyleminin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi, Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 27.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2013/5546 Esas, 2013/14106 Karar)

Evlenme Vaadi – Tanık Beyanı – Rızanın Varlığı – Tahliye

Mağdure beyanları, sanık savunmaları, tanık beyanları ve tüm dosya kapsamına göre; mağdurenin olaydan sonra evleneceklerini söyleyen sanığa inanarak müracaatçı olmadığı, sanığın İstanbul’a taşınması üzerine ona ulaşamaması neticesinde kandırıldığını düşünen mağdurenin olaydan uzunca bir süre sonra Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ettiği ve olayın da bu şekilde ortaya çıktığı, mahkemede dinlenilen tanık Naime de beyanında, mağdurenin kendisine sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini söylediğini beyan ettiği hususları nazara alındığında, sanığın Yazıcı Barajı mevkiindeyken araç içinde mağdureye organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiği eylemini zor kullanarak işlediği yönünde şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı anlaşıldığından, şikâyet süresinin zamanında olup olmadığının belirlenmesi açısından öncelikle suç tarihlerinin tespiti ile sonucuna göre, sanığın reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan mahkûmiyeti yerine nitelikli cinsel istismar suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi, Sanık hakkında düzenlenen iddianamede kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığı halde, CMK.nın 225. maddesine aykırı olarak bu suçtan da yazılı şekilde hüküm tesisi, Kanuna aykırı, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma sebebine göre sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu veya hükümlü olmadığı takdirde derhal salıverilmesi için mahalline en seri biçimde bildirilmesi hususunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 28.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2013/11014 Esas, 2014/948 Karar)

Mağdurun Rızasıyla Eve Geldiği – Birden Fazla Kez İlişkiye Girdikleri – Geceyi Beraber Geçirdikleri

Dosya içeriğine göre, 15 yaşından büyük olan mağdurenin olay tarihinden önce internet ortamında tanışıp MSN yoluyla görüşmeye başladığı sanıkla olay günü tekrar görüşüp buluşmaya karar verdikleri ancak sanığın işi olduğunu belirterek buluşma yerine akrabası olan tanık … ‘yı gönderdiği, mağdure ile tanığın buluşup bir süre gezdikten sonra mağdurenin de rızasıyla sanığın evine gittikleri, daha sonra sanığın da eve geldiği ve beraber oturup yemek yedikten sonra mağdure ile sanığın ayrı bir odaya geçerek birden fazla kez cinsel ilişkiye girdikleri ve gece boyunca aynı yatakta yatıp uyudukları, sabah olunca da sanığın evine gitmesi için mağdureyi dolmuş duraklarının olduğu yere götürüp bıraktığı, evine gitmeyen mağdurenin 3 hafta boyunca tinerci olarak bilinen kişilerin yanında kalıp en son 15.11.2007 tarihinde babası tarafından bulunarak karakola götürüldüğünün anlaşılması karşısında, mağdurenin soyut ve çelişkili beyanları dışında sanığın eylemini cebir veya tehditle gerçekleştirdiğine dair delil bulunmadığı ve eylemin TCK.nın 104 ve 43. maddelerinde öngörülen reşit olmayanla zincirleme şekilde cinsel ilişki suçunu oluşturduğu gözetilmeden, dosya kapsamına uygun düşmeyen, mağdurenin kendisini çevreye haklı gösterme düşüncesinden kaynaklanan ve somut delillerle doğrulanmayan beyanlarına itibar edilerek eylemin zorla işlendiğinin kabulü ile çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve eylemde rıza bulunduğu TCK.nın 109/1. maddesine uyan suçun unsurlarının oluşmadığı düşünülmeden kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulması…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2012/3956 Esas, 2013/8882 Karar)

Mağdurun Çelişkili Beyanları – Cinsel Görüntülerin Telefonda Bulunmayışı – Tehdit Unsurunun İspatlanamadığı

Mağdurenin Cumhuriyet Savcılığında alınan 23.12.2010 tarihli beyanında sanık ile üç kez anal yoldan ilişkiye girdiği, 27.12.2010 tarihli beyanında sanıkla bir kez anal yoldan, bir kez de vajinal yoldan ilişkiye girdiği, ikinci ilişkisinde kızlığının bozulduğu, duruşmada ise iki kez anal yoldan, en son vajinal yoldan ilişkiye girdiği, kızlığının bu ilişki sırasında bozulduğu şeklindeki aşamalarda çelişki gösteren anlatımları, sanık ile mağdurenin olay sırasında iki ay süre ile yoğun bir şekilde karşılıklı mesajlaştıklarının tespit edilmesi, olayın komşularından aldığı duyum üzerine mağdurenin annesi tarafından soruşturma makamlarına intikal ettirilmesi, sanığın mağdurenin Ahmet isimli şahısla sevişme görüntülerini ailesine göstereceği yönündeki tehditin, nitelikli cinsel istismar eylemlerinden daha ağır sonuç doğuracak nitelikte olmaması, sanıktan bu görüntülerin ele geçirilememesi, sanığın aşamalardaki inkara dayalı savunması ile mağdurenin sanıkla olan ilişkisinin komşuları ve annesi tarafından öğrenilmesi sonucu durumu çevresine mazur gösterme düşüncesi ile eylemin zorla gerçekleştirildiğini beyan etme ihtimali karşısında, suç tarihinde sanığın mağdurenin rızası dışında, elinde Ahmet ile mağdurenin sevişme görüntüleri bulunup, bu görüntüleri başkalarına göstereceği tehdidiyle zora dayalı cinsel eylemde bulunduğuna ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediğine dair, mağdurenin itibar edilemeyen çelişkili iddiaları dışında, savunmanın aksine, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, sanığın eyleminin TCK.nın 104/1. maddesinde öngörülen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu ve bu suçtan mahkûmiyeti ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraati yerine, her iki suçtan yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2013/4129 Esas, 2013/9816 Karar)

Hata Hükümlerinin Değerlendirilmesi – Sanık ve Mağdure Arasında Birden Fazla Kez Görüşme Olması – Sanığın Mağdurun Ailesiyle Tanışmış Olması – Sanığın Mağdurun Yakınındaki Bir İnşaatta Çalışıyor Olması

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun başlıklı 30. maddesi üç fıkra halinde;

Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.

Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.> şeklinde düzenlenmiş iken, 08.07.2005 tarih ve 25869 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanunun 4. maddesi ile eklenen; <İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz> biçimindeki dördüncü fıkra ile son halini almıştır.

Maddede çeşitli hata halleri düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.

İkinci fıkra ile, kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hallerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre, kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hallerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup, fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata, hem de kusurluluğu etkileyen hata halleri düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibariyle hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir.

Maddeye 5377 sayılı Kanun ile eklenen dördüncü fıkrada ise, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır.

Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup, hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır.

Uyuşmazlığa ilişkin olarak maddenin birinci fıkrasının daha ayrıntılı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.

Maddenin birinci fıkrasının gerekçesinde;

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır…> açıklamalarına yer verilmiştir.

Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup, bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması halinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk halinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır. Örneğin, gerekli dikkat ve özeni göstermeden gece gördüğü karartıya av hayvanı olduğunu düşünerek ateş eden ve bir kişinin ölümüne neden olan fail, taksirle öldürmeden sorumlu olacaktır.

Öğretide bu konuya ilişkin olarak; (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, s. 522), (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 12. Baskı, s. 362) şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

Uyuşmazlığa konu olan <çocukların cinsel istismarı> suçu 5237 sayılı TCK’nun 103. maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin ilk iki fıkrası;

1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;

  1. a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
  2. b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar, anlaşılır.

(2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.> şeklindedir.

Suçun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup, kanun koyucu 5237 sayılı TCK’nun 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi onbeş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi onbeş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise onbeş yaşını tamamlayıp onsekiz yaşını tamamlamamış çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan kanunun 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan değil, şikayet üzerine 104. maddede düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan cezalandırılacaktır.

Fail, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin 15 yaşını doldurmadığı halde, 15 yaşını doldurduğu düşüncesiyle mağdure ile rızasıyla cinsel ilişkide bulunur ve şikayetçi olmayan mağdurenin yaşı konusundaki hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail 5237 sayılı TCK’nun 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca suçun maddi unsurlarından olan mağdurun yaşına ilişkin bu hatasından yaralanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve bu suçun taksirle işlenmesi hali kanunda cezalandırılmadığından 5271 sayılı CMK’nun 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.

Suçun maddi unsurlarında hata hali faile ilişkin bir durum olduğundan, bu hususun fail veya müdafii tarafından ileri sürülmesi gerekmekte olup, kural olarak mahkemece suçun maddi unsurlarında hataya düşülüp düşülmediğine ilişkin bir araştırma yapılmayacaktır.

Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanık mağdureyi 15 yaşından büyük olarak bildiğini belirtmiş ise de, sanık ile mağdurenin yaklaşık bir yıldır devam eden duygusal arkadaşlıklarının bulunduğu, sanığın mağdurenin evinin yakınındaki bir inşaatta çalışması nedeniyle zaman zaman mağdurenin evine gittiği ve mağdurenin ailesiyle tanıştığı gözönüne alındığında, mağdurenin 15 yaşından küçük olduğunu bilmemesi hayatın olağan akışına uygun değildir. Dolayısıyla somut olayda 5237 sayılı TCK’nun 30. maddesinde düzenlenmiş olan hata halinin uygulanma şartları mevcut değildir.

(Ceza Genel Kurulu, 2013/14-743 Esas, 2014/8 Karar)

Sanığın Mağdurla Yeni Tanışmış Olması – Mağdurun Yaşından Büyük Gösteriyor Olması – Hata Hükümleri

Birbirlerini tanımayan mağdureyle sanığın olaydan 7 gün önce tanıştıkları, sanığın tüm aşamalarda ısrarlı ve tutarlı biçimde mağdurenin kendisine yaşının büyük olduğunu söylediğini, 15 yaşından küçük olduğunu bilmediğini, mağdurenin görünüş itibariyle de büyük gösterdiği için yaşının küçük olduğundan şüphelenmediğini, suç işlemesi durumunda şartla tahliyesi geri alınacağından mağdurenin yaşının küçük olduğunu bilse değil onunla cinsel ilişkiye girmek kesinlikle arkadaş dahi olmayacağını savunduğu, mağdurenin de aşamalardaki beyanlarıyla sanığın savunmalarını doğruladığı, mahkemece mağdurenin fizik görünümünün <14 yaşından daha iri yapıda ve büyük gösterdiği ancak 18 yaşını bitirmemiş görüntüye sahip olduğu> şeklinde gözlemlendiği, sanığın mağdureyle sadece bir kez cinsel ilişkiye girdiği, cinsel ilişki sonrası mağdurenin yaşının küçük olduğunu öğrendikten sonra tekrar ilişkiye girmediği, rızaen kaçtıkları günün ertesinde sanığın mağdureyi ailesine teslim ettiği, sanığın mağdurenin gerçekte 15 yaşından küçük olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini gösteren herhangi bir bilgi ve belgenin dosya içerisinde bulunmadığı anlaşıldığından, cinsel ilişkide bulunduğu mağdurenin onbeş yaşını doldurmadığı halde, onbeş yaşını doldurduğu düşüncesiyle ve rızasıyla mağdureyle cinsel ilişkide bulunan sanığın mağdurenin yaşı konusundaki yanılgısının esaslı bir hata niteliğinde olduğu sabit olup, hakkında T.C.K.nun 30/1. maddesindeki hata hükümlerinin uygulanma şartları gerçekleşmiştir. Bu sebeple Özel Daire bozma kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

(Ceza Genel Kurulu, 2013/14-576 Esas, 2013/581 Karar)

Mağdurun 15 Yaşını Tamamlamasına Çok Az Bir Süre Kalmış Olması – Hata Hükümleri

Suç tarihinde 14 yıl 11 ay 23 günlük olan mağdurenin, aşamalarda suça sürüklenen çocuğa 16 yaşı içerisinde olduğunu söylediğini beyan etmesi, bu hususu doğrulayan savunma ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümleri gözetilerek suça sürüklenen çocuğun aynı Kanunun 104/1. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, kanuna aykırı, suça sürüklenen çocuk müdafisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.06.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2018/3418 Esas, 2019/10126 Karar)

Sarkıntılık Suretiyle Cinsel İstismar Suçu

Hükümden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 58, 59, 60 ve 61. maddeleri ile 5237 sayılı Kanunun 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçların yeniden düzenlenmesi ve mevcut haliyle sanığın olay günü mağdurenin arkasından sarılarak bacağına dokunması şeklindeki eyleminin ani ve kesintili şekilde gerçekleşip, süreklilik arz etmemesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığının anlaşılması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 7/2. madde-fıkrasındaki “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü gözetilerek lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi, her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek şekilde kararda gösterilmesi ve 24.11.2015 günlü, 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı ilamı ile 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi yönünden kısmi iptal kararı verildiğinden, anılan hususlar nazara alınarak yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 20.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2016/2002 Esas, 2020/504 Karar)

Cinsel İstismar Suçunun Failinin Öğretmen Olması – Öğretici Sıfatının Netleştirilmesi

Dosya kapsamına göre, okulda ikinci dönem mağdurenin dersine girmediği dönemde eylemlerini gerçekleştiren sanığın, bu nedenle eğitici, öğretici sıfatını taşımadığı gibi mağdure üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün de bulunmadığı, ancak mağdure ile annesi ve tanık …’nın beyanları nazara alındığında, sanığın eylem tarihinde ders dışında mağdurenin kurs öğretmeni olup olmadığı araştırılıp, sonucuna göre hakkında TCK’nın 103/3. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağına karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddine karar verilmesi suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2018/10073 Esas, 2019/9043 Karar)

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçu – Öğretmen ve Öğrenci Arasında Gerçekleşmesi Halinde Diğer Öğrencilerin Tanık Olarak Dinlenmesi Gerektiği

Sanığa atılı eylemlerin tamamının sınıf ortamında ve diğer öğrencilerin önünde gerçekleştiğinin iddia edilmesi karşısında, suç tarihinde sanığın sınıf öğretmeni olduğu sınıftaki tüm öğrenciler dinlenip, isnat edilen eylemlerin işleniş şekli ve süresi açıklığa kavuşturulduktan ve beyanlar arasındaki çelişkiler giderildikten sonra toplanacak delillere göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği ve mevcut haliyle ilk derece mahkemesinin gerekçesinde yer alan sübuta ilişkin deliller ile dosya içeriğinin çeliştiğinin anlaşılması karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde esastan reddine karar verilmesi suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/4538 Esas, 2019/11484 Karar)

Sanığın Mağduru Kucağına Oturtmasının Cebir Olarak Nitelendirilemeyeceği

Mağdurenin aşamalardaki beyanları, tanık anlatımı ile savunma nazara alındığında sanığın, olay günü ellerini yıkamak için evine gelen on yaşındaki mağdureyi odaya çağırımasının ardından onun pantolonunu çıkartıp, kucağına oturtarak cinsel organını okşadığı ve kendi cinsel organını mağdurenin cinsel organına sürtmek suretiyle cinsel istismarda bulunduğu tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince mağdurenin kucağa oturtulmasının cebir olarak kabulü gerektiği yönündeki gerekçeyle sanık hakkında TCK’nın 103/4. maddesinin tatbiki suretiyle fazla ceza tayini ve cinsel istismar suçunun işlendiği sırada, eylemle sınırlı süreyle mağdurenin iradesiyle hareket edebilme imkanının ortadan kaldırılmasının ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturmayacağı ve mevcut haliyle sanığın, mağdurenin hürriyetini kısıtlayan başkaca bir eyleminin de bulunmadığı gözetilerek ilk derece mahkemesince kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi karşısında, anılan hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/2761 Esas, 2019/11582 Karar)

Erken Boşalma Nedeniyle Eylemin Tamamlanamaması – Teşebbüs Hükümlerinin Uygulanabilirliği

Mağdurenin tüm aşamalarda alınan istikralı beyanlarına ve tüm dosya kapsamına göre, olay günü mağdurenin evde temizlik yaptığı sırada akrabası olan sanık İskender’in eve geldiği, önce bir eliyle mağdurenin ağzını kapatıp “ne olursa olsun ben zaten ölmüşüm” diyerek diğer eliyle de boynundan kavramak suretiyle evin odasına götürüp üzerindeki kıyafetleri çıkardığı, ancak mağdurenin direnmesi ve kendisinin de erken inzal olması nedeniyle icraî hareketlerini tamamlayamadığının anlaşılması karşısında, nitelikli cinsel saldırı kastıyla başladığı eylemini, mağdurenin direnmesi ve elinde olmayan erken boşalma nedenleriyle tamamlayamayan sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde cinsel taciz suçundan hüküm kurulması, Kanuna aykırı, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2012/3728 Esas, 2014/1360 Karar)

Sanığın Eylemi Kendiliğinden Sonlandırması – Gönüllü Vazgeçme Hükümleri

Mağdurenin aşamalardaki beyanları, savunma ile doktor raporu nazara alındığında sanığın olay günü mağdurenin pantolonunu indirip cinsel organını anal bölgesine sokmaya çalışmasının ardından eylemini tamamlamasına engel harici neden olmaksızın kendiliğinden son verip mağdureyi bıraktığı tüm dosya içeriğinden anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince 5237 sayılı TCK’nın 36. maddesinde yer alan gönüllü vazgeçme düzenlemesi de nazara alındığında sanığın eyleminin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu gözetilerek hüküm kurulması gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna teşebbüsten mahkumiyet kararı verilmesi karşısında, anılan hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi,

Kanuna aykırı, sanık müdafisinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 17.01.2019 gün ve 2019/81 Esas, 2019/115 Karar sayılı vaki istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükmünün 5271 sayılı CMK’nın 302/2-4. madde ve fıkrası gereğince BOZULMASINA, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin Adana Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmesine, 15.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/2884 Esas, 2020/428 Karar)

Çelişkinin Giderilmesi Gerektiği

Sanık hakkında çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükümlerin temyiz incelemesine gelince;

Mağdurelerin soruşturma evresinde belirttikleri cinsel eylemlerin bir kısmından kovuşturma evresinde bahsetmeyerek çelişkiye düştükleri ve bu çelişkinin mahkemece giderilmediği dikkate alınarak mağdurelerin yeniden dinlenerek sanığın eylemlerinin açıklattırılıp ani veya kesintili olup olmadığı sorularak sonucuna göre sarkıntılık düzeyinde kalıp kalmadığına karar verilmesi gerektiği düşünülmeden ilk derece mahkemesinin gerekçesinde yer alan sübuta ilişkin deliller ile dosya içeriğinin çeliştiği gözetilerek 5271 sayılı CMK’nın 230/1-b. maddesine uygun düşmeyen gerekçeyle kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde esastan reddine karar verilmesi suretiyle aynı Kanunun 289/1-g. maddesine muhalefet edilmesi…

(Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 2019/885 Esas, 2019/10868 Karar)