Yağma suçu ya da halk arasında bilinen adıyla gasp suçu, bir başkasına ait ya da bir başkasının fiili hakimiyetinde bulunan taşınır malın zorla (cebir) ya da tehdit yoluyla alınmasıyla oluşmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 148. Ve 150. Maddeleri arasında tanzim edilen yağma suçu malvarlığına ilişkin suçlar başlığı altında düzenlenmiştir.

Menkul yani taşınır malın faydalanmak amacıyla cebir ya da tehdit yoluyla mal sahibinden kendisine bu malın teslim edilmesini ya da malın bulunduğu konumdan alınmasına karşı koymamasını isteyen kişi yağma suçunu işlemiş olur. Haliyle bir taşınmaz malın, gayrimenkulün bu suça konu olabilmesi mümkün değildir.

Yağma suçu esasında birleşik bir suç olup kendi içerisinde birden fazla suç barındırmaktadır. Ancak yağma suçu işleyen kişi suçun içerisindeki diğer unsurlardan değil sadece yağma suçundan cezalandırılmakta olup bu da yağma suçunun bileşik suç olmasının bir gereğidir.

Yağma suçunun en çok muhakeme edildiği suç tipi de hırsızlık suçudur. Hırsızlık suçu ile ortak noktaları başkasına ait olan bir malın haksız bir şekilde alınmasıdır. Ancak bu noktada yağma suçunun kendi içerisinde barındırdığı cebir ve tehdit unsurları yağma ( gasp ) suçunu hırsızlık suçundan ayırmaktadır.

Yağma Suçu Özellikleri

  • Soruşturma Usulü

Yağma suçu Türk Ceza Kanunu’nun 148.maddesinde basit hali ile, 149.maddesinde ise nitelikli haliyle düzenlenmiştir. Kanun madde içeriklerinde yağma suçunun her iki hali içinde şikayet şartı olmadığından yağma suçunun işlendiğine yönelik emare tespit edildiği anda savcılık makamı tarafından re’sen soruşturma başlar.

  • Kovuşturma Usulü

Yağma suçu yukarıda zikrettiğimiz üzere bir kişinin menkul malını cebir veya tehdit kullanarak alan veyahut kişinin malını bıraktığı yerden almamaya zorlayan kişi yağma suçunu işlemiş olacaktır. Soruşturma safahatı tamamlandıktan sonra iddianame düzenlenecek ve iddianamenin kabulü ile kovuşturma safahatına geçilir. Kovuşturma aşamasında da soruşturma aşamasında olduğu üzere şikayet aranmaz. Mahkemece re’sen kovuşturma yürütülür. Buradan anlaşılması gereken husus yağma suçunun işlenmesi halinde şikayetten feragat olsa dahi kovuşturma devam edecektir.

  • Tutuklama Tedbiri

Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama tedbiri düzenlenmiştir. Buna göre tutuklama nedenleri; kuvvetli suç şüphesinin varlığı ve somut delillerin bulunması, şüpheli ya da sanığın kaça şüphesi ya da delilleri karartma şüphesinin varlığı halinde tutuklamaya hükmedilebilir. Tutuklama tedbirinde en önemli husus tutukluluk kararının ölçülü olması gerektiğidir. Tutuklama kararının en çok verildiği suçlar katalog suçlardır. Hakim yukarıda zikrettiğimiz tutuklama şartlarını gerekçe göstererek de tutukluğun devamına ya da tutukluluğa karar verebileceği gibi aynı zamanda önüne gelen dosyada suçun katalog suç kapsamında olması nedeniyle de tutuklama kararı verebilir. Yağma suçu Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.madde muhteviyatında sayılan katalog suçlardan olduğundan tutuklama kararı verilebilecektir.

Yağma Suçunun Unsurları

Yağma ( gasp ) suçu Türk Ceza Kanunu’nun 148 ve 149. Maddelerinde tanzim edilmiştir. İlgili madde muhteviyatında öngörülen unsurlar gerçekleştiğinde suç da oluşmuş sayılır. Yağma suçunun diğer suçlarla oldukça iç içe ve benzer bir suç olması nedeniyle somut olayda unsurların oluşup oluşmadığı titizlikle irdelenmelidir. Bu irdeleme sonucunda yapılan tespitler neticesinde savunma hazırlanmalıdır. Yağma suçunun cezası ya da yağma suçunun yatarı da işlenen suçun unsurları ve mahkemenin inisiyatifine göre belirlenecek olup yağma suçunun  cezasının alt ve üst sınırları yazımızda izah edilecektir. Bu noktada şüpheli ya da sanığa isnat edilen suçun unsurları iyice araştırılmalı, sanık lehine olan durumlar değerlendirilerek savunma hazırlanmalıdır. Bu savunmanın hazırlanmasında ceza hukuku alanında uzman ceza avukatı ile görüşülüp hukuki yardım almak mahkemenin kararı noktasında önem arz etmektedir.

A)Fail

Türk Ceza Kanunu kapsamında bazı suçlarda fail açısından özel şartlar getirilmiştir ancak Yağma suçunda fail açısından özel bir şart getirilmediğinden herkes bu suçun faili olabilir.

B)Mağdur

Suçun mağduru açısından da özel bir şart aranmadığından bir malı teslime zorlanan ya da alınmasına karşı koyamayan herkes bu suçun mağduru olabilir.

C)Suçun Konusu

Suçun konusu ise madde metninde belirtildiği üzere maldır. Bu malın taşınır ya da taşınmaz olacağına ilişkin madde metninde net bir ifade kullanılmamakla birlikte emsal Yargıtay kararlarında yağma (gasp) suçunun konusunun taşınır, menkul bir mal olacağı ifade edilmiştir.

D)Hareket

Yağma suçu seçimlik harekete sahip bir suçtur. Yağma suçunun işlenmesi için bu seçimlik hareketlerden en az birinin yapılmış olması gerekmektedir. Bu hareketlerden biri cebir iken bir diğeri tehdittir. Cebir veya tehdit hareketlerinin olmadığı durumlarda yağma suçu oluşmayacaktır. Örneğin hile ile bir kişinin malının alınması dolandırıcılık suçu konusunu oluşturacak yağma suçu şartları itibariyle oluşmamış sayılacaktır.

  • Cebir

Cebir anlam olarak zorlama manasına gelmekte olup bir kişinin yapmak istemediği bir davranışa zorlanması manasına gelmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere yağma suçu bileşik bir suçtur. Öyle ki suçun seçimlik hareketlerinden her ikisi de Türk Ceza Kanunu’nda suç olarak düzenlenmiştir. Hürriyete karşı suçlar başlığı altında (TCK 138.m) cebir şu şekilde düzenlenmiştir; “Bir şeyi yapması veya yapmaması ya da kendisinin yapmasına müsaade etmesi için bir kişiye karşı cebir kullanılması halinde, kasten yaralama suçundan verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılarak hükmolunur.” O halde cebir kullanarak bir kişinin menkul malını alan ya da almasını engelleyen kişi yağma suçunu işlemiş olacaktır. Ayrıca belirtmek gerekir ki kişinin kendini bilemeyecek hale getirilip malının alınması da cebir ile işlenmiş yağma suçuna karine teşkil edecektir.

  • Tehdit

Tehdit, gözdağı anlamına gelmekte olup karşıdaki kişinin kendi hayatıyla, yakınının hayatıyla, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirmekle korkutmak olarak kanunda tanımlanmıştır. Yağma suçunun seçimlik bir diğer hareketi olan tehdit de suç olarak kanunda düzenlenmiştir. Buna göre Türk Ceza Kanunu’nun 106. Maddesinde ; “…“Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi…” Görüldüğü üzere yağma suçunun hareket unsuru tehdit olduğu durumlarda yağma suçu kendi içerisinde tehdit suçunu da barındıracaktır…” şeklinde düzenlemeye tabii tehdit suçu yağma suçunun içinde kendisine seçimlik hareket olarak yer bulmuştur. Burada dosya kapsamında tehdit hareketinin varlığı tartışılıyor ise öncelikle mağdurun bu tehditten korkup korkmayacağına bakılmalıdır. Ayrıca yine bir yakınının kavramından sadece kan bağı olan yakınlıklar algılanmamalı manevi olarak yakınlık irdelenmelidir.

E)Suçun Manevi Unsuru

Yağma suçu kasten işlenebilen suçlar sınıfında olduğundan suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Yağma suçunda her ne kadar madde içeriğinde özel bir kast belirtilmemiş ise de Yargıtay içtihatlarında yararlanma / faydalanma kastının varlığı aranmaktadır. Kalıcı bir fayda ise aranmamakta geçici olarak fayda sağlanması halinde de yağma suçu oluşabileceği öngörülmektedir.

Yağma Suçunun Şartları

Yağma suçunun oluşabilmesi adına bazı şartlar öngörülmüştür. Bu şartlar;

  • Faydalanma amacının var olması gerekir. Fiilin suçun konusu mala zarar verilme maksadıyla alınması halinde mala zarar verme suçu oluşacaktır.
  • Hırsızlık suçuna benzer şekilde suçun konusu taşınır mal olmalıdır.
  • Seçimlik hareketlerden cebir veya tehdit fail tarafından yerine getirilmelidir. Cebir veya tehdit bulunmadığı hallerde yağma suçu oluşmayacaktır. Örneğin bankta oturan bir kimsenin eşyasını o kişiyi korkutarak ya da darp ederek alan sanık yağma suçunu işlemiş olacakken kişinin fark etmediği anda çantasını alması halinde hırsızlık suçunu işlemiş olacaktır.

Yağma Suçunda Beraat

Diğer tüm suçlarda olduğu üzere yağma suçuna ilişkin yapılacak yargılama neticesinde de beraat kararı verilebilecektir. Beraat kararı ceza yargılamalarında sanığın en lehine karardır. Beraat kararıyla sanık üzerine atılı suçtan aklanacak, temize çıkmış olacaktır. Suçun hem basit hem de nitelikli halinde beraat kararı verilmesi mümkündür. Beraat kararı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda belirtilen şartlar halinde alınabilecektir. Beraat kararı almak için;

  • Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
  • Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması,
  • Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması,
  • Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,
  • Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması şartlarının varlığı aranmaktadır.

Sanığın fiilinin yağma suçunun unsurlarını taşımadığı tespit edildiği takdirde sanık hakkında derhal beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Yine sanık tarafından suç unsurlarından ilgili fiilin işlenmemesi halinde de beraat kararı verilebilecektir. Örnek vermek gerekirse sanığa ait telefon kayıtları ya da kamera kayıtlarından sanığın farklı bir konumda olduğu dosya içerisinde mevcut ise beraat kararı verilmesi gerekmektedir.

Yukarıda zikrettiğimiz üzere yağma suçu kasten işlenebilecek suçlar kategorisinde olduğundan sanığın kastının bulunmaması halinde de yine beraat kararı tesis edilebilecektir.

Ayrıca yine somut olayda hukuka uygunluk nedeni olması halinde de sanık hakkında beraat kararı tesis edilecektir.

Her somut olayın parametreleri, özellikleri ve meydana geliş şekilleri farklı olduğundan her dosyanın savunması titizlikle lehe olan durumlar vurgulanarak yapılmalıdır. Bu noktada alanında uzman bir ceza avukatı ile çalışmak sanığın haklarını korumak adına oldukça önemli bir karar olacaktır.

Yağma Suçunun Cezası ve Yağma Suçunun Yatarı

Yağma suçunun basit hali ile işlenmesi halinde 6 yıl ile 10 yıl arasında cezaya hükmedilir. Nitelikli halleri ise yine kanunun 149.maddesinde sıralanmıştır. Buna göre nitelikli halleri;

  • Yağma suçunun işlenmesinde silah kullanılması,
  • Suçu işleyen kişinin kendisini tanınmayacak bir hale getirerek suçu işlemesi,
  • Suçun birden fazla kişi ile işlenmesi,
  • Yol kesilerek ya da konut veya işyerinde suçun işlenmesi,
  • Kendini savunamayacak kişilere karşı suçun işlenmesi,
  • Suç örgütlerinin adı kullanılarak suçun işlenilmesi,
  • Suç örgütüne yarar sağlama maksadıyla suçun işlenmesi,
  • Gece vaktinde suçun işlenmesidir.

Bu saydığımız nitelikli hallerin varlığı halinde suçun cezası 10 yıl ile 15 yıl arasıdır.

Yağma suçunun yatarı nedir sorusunun cevabına gelecek olursak yağma suçu istisna suçlar arasında sayılmadığından 5275 sayılı kanuna göre işlem görecektir. Örneğin dosya kapsamında 8 yıl ceza alan sanık; Sanığa verilen cezadan koşullu salıverilme süresi (şartla tahliye) çıkarıldığında YATARI: 4 YIL 0 AY 0 GÜN HAPİS cezasıdır. Sonuç ceza 1 yıldan fazla olduğundan 5275 Sayılı Kanunun 105/A maddesi gereğince Sanık denetimli serbestlikten doğrudan yararlanamaz. Sanık 3 YIL 0 AY 0 GÜN HAPİS cezasını ceza infaz kurumunda çektikten sonra denetimli serbestlikten yararlandırılarak serbest bırakılır. Sanığa verilen ceza 3 yıldan fazla ve 10 yıldan az olduğundan Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliğinin 6. maddesindeki ‘cezaları on yıldan az olanlar bir ayını kapalı kurumlarda infaz edip, iyi hâlli olma ve koşullu salıverilme tarihine 7 yıldan az süre kalması’ şartı gereğince; 1 ay kapalı ceza infaz kurumunda kaldıktan sonra açık ceza infaz kurumuna alınır.

Yağma Suçu Yargıtay Kararları

Nitelikli Yağma ve Mağdurun İfadesini Değiştirmesi

ÖZET : Mağdurun olaydan sonra zorunlu savunmanın yanında kolluk görevlilerince saptanan anlatımına, teşhis tutanağının içeriğine ve Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesine göre, sanığın gündüz vakti cadde üzerinde yürüyen mağduru durdurup cep telefonunu istediği, mağdurun telefonunu vermemesi üzerine “zorla mı alayım lan” diyerek korkuttuğu, bunun üzerine mağdurun telefonunu sanığa verdiği, sanığın “önüme düş” dediği, bu sırada yanlarına iki failin daha geldiği ve sanıkla birlikte otoparkın önüne götürdükleri, sanığın burada mağduru ensesinden tuttuğu ve bıçak gösterdiği, bunun üzerine mağdurun olay yerinden kaçtığı sübut bulduğu halde; sanığın nitelikli yağma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, önceden tanımadığı sanığa iftira atması için bir sebep bulunmayan mağdurun sonradan değiştirdiği ifadesi esas alınıp, hırsızlık suçundan hükümlülüğüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak suçundan zamanaşımı içinde işlem yapılması olanaklı kabul edilmiştir.

Dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1-) Mağdurun olaydan sonra zorunlu savunmanın yanında kolluk görevlilerince saptanan anlatımına, 21.1.2007 tarihli teşhis tutanağının içeriğine ve Cumhuriyet Savcısı tarafından alınan ifadesine göre, sanığın gündüz vakti cadde üzerinde yürüyen mağduru durdurup cep telefonunu istediği, mağdurun telefonunu vermemesi üzerine “zorla mı alayım lan” diyerek korkuttuğu, bunun üzerine mağdurun telefonunu sanığa verdiği, sanığın “önüme düş” dediği, bu sırada yanlarına iki failin daha geldiği ve sanıkla birlikte otoparkın önüne götürdükleri, sanığın burada mağduru ensesinden tuttuğu ve bıçak gösterdiği, bunun üzerine mağdurun olay yerinden kaçtığı sübut bulduğu halde; sanığın eylemine uyan 5237 Sayılı T.C.K.nun 149/1-a-c maddesinde tanımlanan yağma suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, önceden tanımadığı sanığa iftira atması için bir sebep bulunmayan mağdurun sonradan değiştirdiği ifadesi esas alınıp, kanıtların takdirinde ve bu doğrultuda suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde anılan Yasanın 141/1. maddesi ile hükümlülüğüne karar verilmesi,

2-) 5237 Sayılı T.C.K.nun 53/1. maddesinin ( c ) bendinde yazılı haklardan aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca cezanın infazı tamamlanıncaya kadar, yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar yoksun bırakılmasına karar verilmesi gerektiğinin kararda gösterilmemesi,

Kabule göre de;

3-)Suçun niteliği, cezanın türü ve süresine göre, hükümden sonra yürürlüğe giren vaki değişiklikler karşısında; 5271 Sayılı C.M.K.nun 231/5-14. maddesi gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık savunmanının temyiz itirazları ve tebliğnamedeki düşünce bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümün açıklanan sebeplerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 326/son maddesinin gözetilmesine, 11.7.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2010/27954 Esas, 2011/22604 Karar)

Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi ve Yağma Suçu

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Katılanın avukatlık ofisinde belge imzalanması sırasında tehdide maruz kalmadığının tanıklar … ve katılanın eşi tanık …’nın beyanlarıyla sabit olması, protokolün imzalanmasından bir gün önce meydana geldiği iddia edilen tehdit olayına ilişkin olarak katılanın beyanı dışında somut kanıtın bulunmaması ve katılanın 11.02.2013 tarihinde meydana geldiğini iddia ettiği tehdit olayına ilişkin olarak olaydan 25 gün kadar geçtikten sonra şikayetçi olması karşısında, sanığın üzerine atılı yağma suçunun işlendiği hususunda şüphe oluştuğundan ve şüpheden sanığın yararlandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 30.12.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/22417 Esas,  2021/20743 Karar)

Yağma Suçu ve Görevli Mahkeme

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü: Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, katılanın mahkemede alınan beyanında çantasını alan suça sürüklenen çocukla boğuştuğunu, çantasını suça sürüklenen çocuktan aldığını ancak suça sürüklenen çocuğun tekrar üzerine gelerek kendisini ittirdiğini ve çantayı alarak kaçtığını ifade etmesi karşısında suça sürüklenen çocuğun eyleminin sübutu halinde yağma suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve münakaşasının üst görevli Ağır Ceza Mahkemesi’ne ait olduğu gözetilmeden, görevsizlik kararı yerine yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuğun temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, ceza miktarı bakımından 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesinin yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’un 326/son maddesi uyarınca suça sürüklenen çocuğun kazanılmış hakkının gözetilmesine, 29/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/19535 Esas, 2021/20665 Karar )

Gece Vakti Silah İle Konutta Yağma

II- Sanıklar hakkında katılan …’a yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde; Sanıklar … ve … müdafiinin duruşmalı inceleme isteminde bulunmuş ise de; 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanunun 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunun 299. maddesi gereğince takdiren duruşmasız olarak yapılan incelemede; 5271 sayılı CMK’nın 288. maddesinin ”Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka ykırılıktır.”, aynı Kanunun 294. maddesinin ”Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.” ve aynı Kanunun 301. maddesinin ”Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.” şeklinde düzenlendiği de gözetilerek katılan … vekili ile sanıklar müdafiileri ve sanıkların ileri sürdükleri temyiz sebeplerine yönelik yapılan incelemede; Oluş ve dosya içeriğine göre, olay tarihinde gece vakti sanıkların silah ile konutta katılandan suça konu eşya ve parayı zorla aldıkları ve bu itibarla sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosyada CMK’nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir. Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, sanıklar hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerde ileri sürülen temyiz sebepleri yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı CMK’nın 302/1. maddesi uyarınca, sanık … ve müdafii, sanık … müdafii, sanık … ve müdafii ile katılan … vekilinin yerinde görülmeyen TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN ONANMASINA…

( Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/24560 Esas, 2021/20416 Karar)

Yağma Suçunda Etkin Pişmanlık ve İndirim

Sanıklar yakalandıktan sonra olayı ikrar ederek katılandan yağmaladıkları kabloları sattıkları İhsan İlter adındaki kişinin işyerini göstererek teslimini sağladıkları, yağmaladıkları 40 kg demir tablanın parasını ise kovuşturma aşamasında katılana PTT havalesiyle iade ettikleri, katılanın 02.06.2021 tarihli duruşmada, kısmi iadeden kaynaklı cezai indirime rızası olduğunu bildirdiğinin anlaşılması karşısında; kabloları sattıkları … adındaki üçüncü kişinin iyiniyetli ise aynen geri verme veya tazmin suretiyle zararının giderilip giderilmediği, kötü niyetli ise satın alandan elde edilen paranın veya sağlanan menfaatin kazanç müsaderesine konu edilmek üzere soruşturma makamlarına teslim edilip edilmediği hususu tespit edildikten sonra, giderilmiş ise sanık hakkında soruşturma aşamasında kısmi iadenin gerçekleşmiş olması nedeniyle, daha lehe olan 5237 sayılı TCK’nın 5237 sayılı Yasanın 168/4, 168/3-1. cümlesinin indirim oranının 1/3 oranından fazla 1/2’e kadar (dahil) indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde indirim yapılmak suretiyle fazla ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/23682 Esas, 2021/20485 Karar)

Yağma Suçuna Konu Eşyanın Değerindeki Azlık ve İndirim

TCK’nın “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlıklı 150/2. maddesinde; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar inidirilebilir.” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde ise; “Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir. TCK’nın 145. maddesiyle daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hâl olarak “Değer azlığı”, hırsızlık suçu bakımından da suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” ibaresi ilâvesiyle- hüküm altına alınmış bir husustur. Y.C.G.K.’nın 15.12.2009 günlü, 6/242-291 esas ve karar sayılı içtihadında belirtildiği üzere, 5237 sayılı TCK’nın 145. (veya 150/2) maddelerinde veya gerekçelerinde “Daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” koşulu yoktur. Elbette değerin az olmasına ilaveten, daha çoğunu alma olanağı varken daha azı alınmış ise; bu maddeler sanık lehine uygulanmalıdır. Ancak; her iki maddenin, yalnızca bu tanımlamayla sınırlandırılması da olanaklı değildir. TCK’nın 145 veya 150/2. maddeleri uyarınca faile verilen cezada indirim yapılabilmesi için malın değerinin az olması kural olarak yeterli olup, suç ve cezada kanunilik ilkesi ile aleyhe kıyas ve yorum yasağı gereği, kanunda bulunmayan başka bir koşul ihdas edilemez. Hâkim indirim oranını TCK’nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere “İşlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde saptamalıdır. TCK’nın 145 ve 150/2. maddelerinin uygulanmasında hâkime geniş bir takdir yetkisi tanınmış olup, TC. Anayasasının 141/3, 5271 sayılı CMK’nın 34, 223, 230 ve 289. maddeleri uyarınca sözü edilen yetki kullanılırken, keyfiliğe kaçmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe göstermek suretiyle açıklanmalı ve uygulama yapılmalıdır. Öte yandan hâkim, TCK’nın 145 veya 150/2. maddeleriyle kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, evrensel ceza hukuku prensiplerinden olan ve ceza kanunlarımızın hazırlanmasında esas alınan, kanunilik, belirlilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri, kıyas ve aleyhe yorum yasağı ile mükerrer değerlendirme yasağına uygun bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bu açıklamalardan değer az ise, verilecek cezadan mutlaka indirim yapılmalıdır gibi bir anlam da çıkartılmamalıdır. Diğer bir anlatımla indirim yapıp yapmama hususu her somut olayda özenle değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce benimsenen içtihatları uyarınca; rögar kapağı, plaka, sürücü belgesi, kimlik belgesi ve bankamatik kartı gibi eşyaların hırsızlık suçuna konu olması halinde, ortaya çıkan tehlike veya bunların yeniden çıkartılması için sarf edilecek emek ve mesai vb.’de gözetilerek değer azlığı indirimi yapılmamalıdır. Bunun gibi kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, cinsel istismar gibi ağır suçların yağma ile birlikte işlenmesi hallerinde değer azlığı indiriminin yapılmaması hukuka, vicdana ve adalete de uygun olacaktır. Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, mağdurun olay tarihinde saat 17.00 sularında arkadaşları olan tanıklar … ve … ile birlikte mahallede gezdikleri sırada suça sürüklenen çocuğun, katılandan para istediği, katılanın parasının olmadığını söylemesi üzerine, suça sürüklenen çocuğun katılana bıçak doğrultarak 113 TL değerindeki kol saatini zorla aldığı olayda, suç tarihi olan 18.09.2017 itibariyle paranın satın alma gücü ve günün ekonomik koşulları ile birlikte değerlendirildiğinde, suça sürüklenen çocuğa verilen cezada değer azlığı indiriminin yapılması gerekir.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/22023 Esas, 2021/20658 Karar)

Hukuki Alacağın Tahsili Amacıyla Tehdit ve Yağma Suçu

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Oluş ve dosya içeriğine göre; sanığın kızı olan …’in katılanın iş yerinde çalıştığı, daha sonra kaçarak bir şahısla evlenip işe dönmemesi üzerine, olay günü sanık …’in katılanın iş yerine gelerek …’in alacağı olduğu 8.000 TL parayı vermesi gerektiğini, aksi takdirde ‘midesini delik deşik edeceğini’ söylediği iddia olunan olayda; sanığın eyleminin hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması, Sanığın eyleminin hukuki alacağın tahsili amacıyla tehdit suçunu oluşturduğunun kabulü halinde ise; hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bendler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK’nın 106/1-1 cümlesinde tanımı yapılan tehdit suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; sanık ile mağdur arasında 6763 sayılı Kanunun 35. maddesi ile değişik CMK’nın 254. maddesi uyarınca aynı Kanunun 253. maddesinde belirtilen esas ve usûle göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanık müdafiinin hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2021/18758 Esas, 2021/20527 Karar)

Nitelikli Yağma Suçunun Teşebbüs Aşamasında Kalması ve Davasız Yargılama Olmaz İlkesi

Nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan sanık … hakkında yapılan duruşma sonunda; anılan suçtan sanık hakkında verilen mahkûmiyet kararına ilişkin … 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.03.2019 tarih, 2018/356 Esas ve 2019/97 Karar sayılı hükmün sanık müdafiince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 04.03.2021 tarih ve 2019/1541 Esas ve 2021/3997 Karar sayılı ilâmı ile hükmün, tebliğnameye uygun olarak onanmasına karar verildiği, işbu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2021 tarih ve KD – 2021/106485 sayılı yazısı ile özetle, sanık … hakkında … Cumhuriyet Başsavcılığının 15/05/2007 tarihli iddianamesinin müşteki …’e karşı eylemleri havi bölümünde sanık …’ün eyleminden bahsedilmediği gibi, bu iddianame ile açılan dava neticesinde … 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.06.2015 tarih, 2014/117 (Esas) ve 2015/196 (Karar) sayılı kararda da sanık … hakkında müşteki …’ye yönelik eylemden kurulmuş bir hükmün bulunmadığı, ancak Dairemizin 15/11/2018 günlü ve 2016/2175 Esas ve 2018/7088 Karar sayılı bozma kararı ile sanık … yönünden adı geçen müştekiye yönelik eylemin tehdit değil nitelikli yağmaya teşebbüs suçunu oluşturduğundan bahisle CMUK’un 326/son maddesi gözetilmek kaydı ile bozma kararı verildiği, bozma sonrasında … 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/03/2019 tarih ve 2018/356 Esas ve 2019/97 sayılı kararı ile sanık … hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan hüküm kurulduğu ve söz konusu hükmün Dairemizin 04.03.2021 tarih ve 2019/1541 Esas ve 2021/3997 Karar sayılı ilâmı ile onandığından bahisle, verilen onama kararı kaldırılarak, sanık … hakkında davasızlıktan ötürü bozma kararı verilmesi yönünde itiraz talebinde bulunulması üzerine, dosya Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:

Dosyanın incelenmesinde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06.10.2021 tarih ve KD-2021/106485 sayılı itiraz istemi yerinde görülmüş olduğundan, İTİRAZIN KABULÜ ile Dairemizin 04.03.2021 tarih ve 2019/1541 Esas ve 2021/3997 Karar sayılı onama kararı sanık … yönünden kaldırılarak yeniden yapılan incelemede; 5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesinde öngörülen düzenlemeye göre, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceği, sanık …’ün müştekî …’e yönelik nitelikli yağma teşebbüsü suçundan 5271 sayılı CMK’nın 170. maddesine uygun olarak açılmış bir dava bulunmadığı hâlde, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemle sınırlı olduğu gözetilmeden, 5271 sayılı CMK’nın 225/1. maddesine aykırı davranılarak yazılı şekilde hüküm kurulması, bozmayı gerektirmiştir.

Yağma Suçunun Aynı Anda İltisaklı Birden Fazla Mağdura Karşı İşlenmesi

Düğünlerde çalgıcılık yaparak geçimlerini sağlayan mağdurlarla iş görüşmek bahanesiyle buluşan sanığın mağdurları ıssız bir yere götürüp darp ettikten sonra önce onlardan kendisine kadın bulmalarını istemesi, mağdurların bulmayacaklarını söylemesi üzerine bu kez mağdur Ş.’e hitaben, “1.000 Lira getireceksin, C. benim yanımda kalacak, C.’i sen parayı getirdikten sonra bırakacağım” şeklinde sözler söylemesi, sanığın istediği parayı getirmek için bıraktığı mağdur Ş.’in mağdur C.’in evine giderek olayı anlatmadan paraya ihtiyacı olduğunu söyleyip C.’in eşinden bir miktar nakit para ve çeyrek altın alması, sonrasında sanıkla buluşarak nakit parayla çeyrek altınları vermesi, sanığın bu sırada mağdur Ş.’e, “kalan 500 Lirayı Cuma gününe kadar bul” dedikten sonra o ana kadar hürriyetinden yoksun bıraktığı mağdur C.’i serbest bırakarak yanlarından ayrılması şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın iradesi baştan itibaren mağdur Ş.den belirli bir miktar para almaya özgülenmiş olup, gerçekleştirdiği fiiller amaçlanan yağma suçuna yönelik olduğundan sanığın eylemleri mağdur adedince değil yalnızca amaçlanan tek yağma suçunu oluşturmaktadır. Sanığın, mağdur Şakimden istediği parayı getirmesi için mağdur C.’i yanında alıkoyarak hürriyetini kısıtlaması, mağdur Ş.’in istenen parayı mağdur C.’in eşinden olayı anlatmadan alarak getirmesi, sanığın istediği paranın eksik kalan kısmı için mağdur Ş.’e yönelik “kalan 500 Lirayı Cuma gününe kadar bul” şeklinde tehditte bulunması da sanığın eylemlerinin bütününün tek bir yağma suçunu oluşturduğu kabulünü değiştirmeyecektir. Bu sebeple olayın gelişimi, sanığın eylemlerinin Ş.’den belirli miktardaki parayı yağmalamaya yöneldiği ve sanığın kastı gözönüne alınmaksızın, mağdur Ş.’e karşı yağma suçunu işlemek amacıyla mağdur C.’e karşı gerçekleştirilen ve bu mağdurun malvarlığına yönelmeyen fiillerden hareketle, iki ayrı yağma suçunun oluştuğunu kabul eden yerel mahkeme direnme hükmü isabetsizdir.

(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2011/6-332 Esas, 2012/21 Karar)

Yağma Suçunun Teşebbüs Aşamasında Kalması

Sanık … hakkında mağdurlar …’a yönelik nitelikli yağma suçundan verilen beraat kararının incelenmesinde; Oluş ve dosya içeriğine göre; olay gecesi mağdur …’ın …Hastanesi karşısındaki parkta uyuyakaldığı sırada sanık …’ın elindeki şişeyi kırıp boğasına dayadığı ve para bulmak için ceplerini karıştırıp ‘seni burada keserim’ diye tehdit ettiği, akabinde adı geçen yakınanın ani bir boşluktan faydalanarak kaçmak suretiyle üç sokak ileride devriye görevini ifa eden polislere durumu bildirip, refakate alınarak olay yeri parkta tam teşhisle sanığı yakalattığı olayda; sanığın üzerine atılı yağmaya teşebbüs suçunun sübuta erdiği düşünülmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 11.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2015/4277 Esas, 2018/2689 Karar)

Hırsızlık Suçunun Daha Sonradan Yağma Suçuna Dönüşme İhtimali

2-Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde; Olay günü gece vaktinde katılan …’in evde olmadığı bir saatte sanığın katılana ait konuta girerek suça konu eşyaları aldığı, akabinde tanık Medeni’nin sanığı fark ederek takip ettiği üzerinde çaldığı eşyalarla kaçmakta olan sanığa engel olmak isterken sanığın tanığa elindeki levye ve bıçağı salladığı, bunun üzerine tanığın olayı polise ihbar ettiği, akabinde kolluk güçleri tarafından sanığın takip edilerek yakalandığı, sanığın evden aldığı eşyaları kolluk tarafından yakalanıncaya kadar hakimiyet alanında tuttuğu, her ne kadar bu esnada katılan olay yerinde olmayıp sanık tarafından katılana yönelik bir tehdit ya da cebir söz konusu değil ise de, sanığın hırsızlayarak hakimiyet alanına aldığı eşyaları teslim etmemek için olayı engellemek isteyen üçüncü kişilere levye ve bıçak sallayarak cebir ve tehdit gösterdiğinin sabit olması karşısında sanığın eyleminin TCK’nın 149/1-h ve 35. maddeleri kapsamında yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin kanıtların tartışılmasında zorunluluk bulunup, yağma suçuna ilişkin kanıtları takdir ve değerlendirmenin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devam olunarak yazılı biçimde hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı CMK’nın 326/son maddesi gözetilmek suretiyle istem gibi BOZULMASINA, 17/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

( Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2019/4816 Esas, 2019/15771 Karar )

Yağma Suçlarında İkrar ve Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi

Genelde yağma olaylarında tanık yoktur. Bu nedenle mağdurun beyanı ve teşhisi önemlidir. Birebir olayın muhattabı olan mağdurun serbest iradeye yaslı beyanı tutarlı süre gelen niteliğinde ise önde ve üstün niteliktedir. İkrar da dahil hiçbir kanıt tek başına yargıcı bağlamaz.

 İlk derece mahkemesinin tek ve asli görevi gerçeği ortaya çıkarmaktır. Bunun için sanığın lehine ve aleyhine tüm kanıtları dava sonuçlanıncaya kadar toplar, tek tek ve/veya bir bütün halinde değerlendirip birbirini tamamlayan parçaları ele alıp, mantıksal bir yol izleyerek vicdani kanaate (hükme konu) sonuca ulaşır. Varsayıma dayalı ve/veya kuşku duyularak hüküm kurulamaz. Geçerliliği tartışılır ve/veya kanıtlanmamış beyanlar varsa, ortada karanlık kalmış bir nokta olduğu söylenebilir. Kanıtlar mutlaka sanığın suç işlediğini kesin olarak kanıtlayan bir noktaya ulaşmalıdır. Ulaşamıyorsa bu durum sanık aleyhine yorumlanmamalıdır. Ceza yargılamasının en büyük ilkesi olan ”in dubia pro red” kuşkudan sanık yararlanır kuralına göre değerlendirme yapılacaktır.

Bu açıklamalar ışığında somut olaya gelirsek;

Yakınan …’nın, 05.12.2007 tarihinde kollukça alınan ifadesinde ve 21.04.2008 günlü oturumda aynı yöndeki beyanlarında özetle; “…yüzünü göremediği bir kişinin, ensesine eli ile vurup omuzunda asılı bulunan çantasını alarak kaçtığını, yakın bir yerde bekleyen beyaz renkli … marka bir arabaya bindikten sonra aracın hızla olay yerinden uzaklaştığını” belirttiği; Sanık …’ın, 25.01.2008 ve 19.06.2008 günlü oturumlarda, “suç tarih ve saatinde ayakkabı imalatı yapan işyerinde çalıştığını, işyerinde kalfa olarak çalışan …, patronu olan M. ve oğlu …’in buna tanık olduklarını, sanık …. bir yıl önce yanında çalışmış olması nedeniyle tanıdığını, ancak kendisiyle kavga ettiğini,…. de çocukluk arkadaşı olduğunu, onun da kendisi gibi ayakkabı imalatı yapan başka bir işyerinde çalıştığını,  sanık …. kolluk ifadesini kabul etmediğini” beyanla, atılı suçu işlemediği yönünde savunma yaptığı; 16.09.2008 gün ve 2008/2 Esas, 2008/334 Karar sayılı karar ile hakkında kurulan mahkumiyet hükmü onanarak kesinleşen diğer sanık A. B.’un, 12.12.2007 tarihinde gerçekleşen başka bir olay nedeniyle yakalanması üzerine aynı gün kolluk tarafından alınan ifadesinde özetle; “önceden hırsızlık yaptıklarını bildiği, sanık … ve hakkındaki dava dosyası ayrılan sanık İlyas Zünber ile birlikte hırsızlık yapmak üzere anlaştıklarını, bu amaçla beyaz renkli 2008 model … marka bir otomobil kiraladığını, 05.12.2007 tarihinde kullanımındaki anılan araçla bulundukları yerden sanık … ve İ. Z.’i aldığını, sanık İlyas’ın ön yolcu koltuğuna, sanık …’nin ise arka koltuğa oturduğunu, bu şekilde saat, 10:30 sularında Turgut Özal Bulvarı civarında sanık …’ın, bir bayanın elindeki telefonu hırsızladığını, akşam saatlerinde ise yaşlı bir bayanı görüp, arabayı park ettiğini, …. araçtan inip bayanın çantasını gözleri önünde alıp kendilerine doğru koşmaya başladığını, o biner binmez hızlı bir şekilde aracı hareket ettirerek olay yerinden uzaklaştıklarını, bir süre sonra yine başka bir bayan görerek aracı park ettiğini, sanık … ve…. birlikte araçtan inip anılan bayan şahsı takip etmeye başladıklarını, bir süre sonra ellerinde bir çanta olduğu halde koşarak geldiklerini… (ikinci olayda)….aldığı mağdur …’ya ait çanta içerisinden çıkan kredi kartı ile sanık …’ın para çekmek istediğini ancak kartın ATM cihazında kaldığını ” beyan ettiği;  Mağdur …’ya ait … Bankası kredi kartının, kolluk tarafından sanık …. göstermiş olduğu ATM cihazında bulunarak mağdura teslim edildiği, Sanık A. B.’un yargılama sırasında, önceki ifadesinden dönerek, 12.12.2007 tarihinde emniyette alınan ifadesini kabul etmediğini beyanla, atılı suçlamayı kabul etmediğini belirttiği; Tanık….’in, 10.07.2008 günlü oturumda, “sanık …’ın, tam tarihini hatırlayamamakla birlikte, Kurban bayramından önce kendilerine ait ayakkabı imalathanesinde usta yanında sayacı olarak işe başladığını, iş durumuna bağlı olarak, mesai saatlerinin genelde 07:00 sularında başlayıp, 22:00/23:00 sularında bittiğini, iş olmadığı takdirde saat 19:00 itibariyle işyerinin kapandığını, sanığın işten ayrıldığı tarihe ilişkin bilgisinin olmadığını, işletmelerinde bu hususa dair herhangi bir kayıt bulunmadığını” beyan ettiği;  Aynı oturumda, tanık …’ın ise; ….. ayakkabı imalathanesinde deri kesim işinde çalıştığını, 2007 yılının Kasım ayında burada işe başladığını ve 2008 yılı Şubat ayına kadar çalıştığını, işe başladığı tarihte …’ın da çalışmakta olduğunu, sanıkla işe giriş çıkış saatlerinin aynı olmadığını, 05.12.2007 tarihini tam olarak hatırlamadığını…” beyan ettiği olayda; Hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık A.B.’un, soruşturma aşamasında şüpheli sıfatıyla (avukat hazır bulundurulmadan) kolluk tarafından alınan, hakim önünde yapılan sorgu sırasında “şahit sıfatıyla ifadesinin alınmış olduğunu” ileri sürerek geri aldığı 12.12.2007 günlü ifadesi, bu haliyle kendisi yönünden bir ”ikrar” niteliğinde ele alınabilirse de, sanık … yönünden hukuken ancak bir “ifade” niteliğindedir ve anılan sanık yönünden bağlayıcı olamayacaktır.  Bu nedenle, sanık A. B.’un 12.12.2007 günlü ifadesinin, yan delille doğrulanmayan soyut suç atma niteliğinde bulunduğunun kabulü ile, sanık … aleyhine yorumlanamayacağı dikkate alındığında;

 Sanığın, yüklenen suçu işlemediği yönündeki savunmasının aksine, mağdur …’ya karşı yağma suçunun gerçek failinin sanık olduğu yönünde kuşkudan uzak kesin, inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, kesin bir kanaat vermekten uzak varsayıma dayalı olarak, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve savunmanı ile o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, 13/02/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

( Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2015/1932 Esas, 2018/1069 Karar)