İş kazası tazminat davasının ne olduğunu anlayabilmek adına öncelikle iş kazasının kısa bir tanımını yapmakta fayda olduğu kanaatindeyiz. İş kazası; iş yerinde ya da işin yapılması nedeniyle meydana gelen vücut bütünlüğüne zarar veren ya da ölüme sebebiyet veren olay olarak tanımlanabilir. İş kazası tazminat davası ise iş kazasından kaynaklanan manevi ya da maddi zararların tazmini amaçlı işverene karşı açılan dava türüdür. İş kazası tazminat davası sonucunda hedeflenen amaç vücut bütünlüğü zarar görmüş işçinin manevi ve maddi zararlarını gidermek olup işçinin iş kazası sonucunda ölmesi halinde ailesinin maddi ve manevi zararlarını gidermektir.

İş kazası tazminat davası asıl işverene açılabileceği gibi taşeronlara karşı bir diğer deyişle alt işverenlere karşı da açılabilir. Örneğin; bir inşaat şirketinin inşaatın içerisindeki elektrik işlerini bir alt işveren olarak İzElektrik adlı bir firmaya verdiğini varsayalım. İzElektrik adlı firmanın çalışanı Ahmet’in iş kazası geçirmesi neticesinde hem İzElektrik firması hem de İnşaat firması iş kazası tazminat davasında müşterek ve müteselsilen sorumlu hale geleceklerdir.

İş Kazası Sayılan Haller Nelerdir?

İşçinin iş kazası geçirmesi neticesinde uygulamada en sık karşılaşılan soru bu kazanın iş kazası olup olmadığıdır. Aslında bu sorunun cevabı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 13.maddesinde açıkça izah edilmiştir. İlgili madde uyarınca;

  • İşçinin işverene ait işyerinde bulunduğu, çalıştığı sırada meydana gelen ve vücut bütünlüğüne zarar veren her türlü olay iş kazası olarak nitelendirilir. Örneğin işyerinde tansiyonunun düşmesi neticesinde bir makinenin üstüne düşüp zarar görmesi halinde iş kazası gündeme gelebilecektir.
  • İşverene bağlı olarak çalışmakta olan işçinin işveren tarafından bir başka yere gönderilmesi neticesinde bu süre zarfında meydana gelen olaylar da iş kazası olarak nitelendirilir.
  • Çocuğunu emzirmekte olan anne işçinin bu süre zarfında başına gelebilecek her türlü kaza da iş kazası olarak tazminat davasına konu olabilmektedir.
  • İşçinin, işveren tarafından sağlanan araçla gidiş geliş yaptığı sırada kaza geçirmesi de iş kazası olarak nitelendirilmektedir.

İş Kazası Halinde Yapılacak İşlemler

İş kazasının meydana gelmesine binaen merak edilen en önemli husus iş kazasına müteakiben hangi işlemlerin yapılması gerektiğidir. Öncelikle işçinin sağlığı adına ilk yardım uygulanmalı varsa işyerinde doktor olay yerine çağrılarak telafisi güç zararların önüne geçilmeye çalışmalıdır. İş kazasına tanık olan görgü tanıklarının ifade ve beyanları alınarak tutanak tutulur ve ilgili tanıkların imzalanması sağlanır. İlgili iş kazasının olayın bulunduğu yerdeki polis ya da jandarmaya bildirilmesi gerekmektedir. İşveren tarafından da ilgili kaza Sosyal ve Güvenlik Kurumu’na bildirilmelidir. İlgili bildirim en fazla 3 iş günü içerisinde yapılmalıdır. İş kazası neticesinde ağır bir yaralama ya da ölüm meydana gelmesi halinde ise dosya işyerinin bulunduğu yer savcılığına tevdi edilir.

İş Kazası Bildirimi ve Şikayet Süresi

İş kazası meydana geldikten sonraki süreç işveren açısından oldukça önem arz etmektedir. İş kazası işverence Sosyal ve Güvenlik Kurumuna 3 iş günü içerisinde bildirilmesi gerekmektedir. İşbu süre 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında belirlenmiş olup süreye uyulmaması halinde işverene cezai işlem uygulanacaktır.

İş kazasının zamanında bildirilmemesi halinde 2022 yılı kapsamında işverene kesilecek ceza miktarı ; 6 bin 966 Türk Lirası’dır.

İş kazası cezai anlamdaki işlemler açısından şikayete bağlı bir süreç olduğundan 6 aylık şikayet süresi içerisinde işçinin şikayet hakkını kullanması gerekmekte olup işçinin işbu hakkını kullanmaması halinde şikayet hakkı düşecektir. İşçinin şikayetçi olmaması halinde de maddi manevi tazminat davaları açılabilecektir.

İş Kazası Tazminat Davası Ne Kadar Sürer?

İş kazası tazminat davası ile ilgili vatandaşların en çok biz iş davası avukatlarına sorduğu soru iş kazası tazminat davasının ne kadar süreceğidir. İş kazası tazminat davası ortalama 400-450 gün içerisinde sonuçlanmaktadır. Bu da yaklaşık olarak 15 ay içerisinde iş kazası tazminat davasının sonuçlanması anlamına gelmektedir. Bu noktada maluliyetin tespiti davasının açılması halinde sürenin uzayacağı da unutulmamalıdır.

İş Kazası Tazminat Davası Zamanaşımı

İş kazası tazminat davası açılmasına yönelik olarak kanunda belli zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Buna göre iş kazasından kaynaklanan maddi manevi tazminat davaları 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde açılmalıdır.

İş Kazası Tazminat Davası Yargıtay Kararları

İş Kazası Tazminat Davasında Zamanaşımının İleri Sürülmesi

 Asıl ve birleşen davalar bakımından davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, asıl davanın kabulüne, birleşen davanın ise kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalı …’in tüm, davacı ile diğer davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-)Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, asıl dava dosyası yönünden 18.522,40 TL maddi, 1.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline, birleşen dava dosyası yönünden ise davalı … hakkındaki davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, 6.591,79 TL maddi tazminatın diğer davalılar Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. ve …’den tahsiline karar verilmiştir.

Dosya kapsamından, aşamalarda vefat eden davacının 13/08/1998 tarihinde meydana gelen iş kazasından dolayı ilk olarak 03/01/2001 tarihinde asıl davayı açarak dava dilekçesinde 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, sonrasında 22/06/2009 tarihinde maddi tazminat istemini ıslah ederek 18.522,40 TL’ye çıkardığı, bu ıslaha karşı davalılardan …’in süresinde zamanaşımı defi ileri sürdüğü, yerel mahkemenin 21/07/2009 tarihli ilk kararında kazalının maddi ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne, tüm davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu tuttulmasına karar verildiği, yerel mahkemenin bu ilk kararının davalı … dışındaki taraflarca temyiz edildiği, İlk derece mahkemesi kararının Dairemiz’in 20/12/2010 tarihli kararı ile sürekli iş göremezlik oranının tespiti noktasında prosedürün işletilmesi gerektiği, ancak davacı %13.10 sürekli iş göremezlik oranının esas alınarak karar verilmesini talep ediyor ise fark oran nedeniyle ilerde dava açma hakkı saklı kalmak üzere Kurum tarafından belirlenen %13,10 sürekli iş göremezlik oranına göre maddi zararın belirlenerek bu oran üzerinden bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin düşülmesi, davalı …’in ıslaha yönelik zamanaşımı definin değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verildiği, bozma ilamından sonra davacı tarafından açılan sürekli iş göremezlik oranının tespiti davasında davacının %18.20 oranında maluliyetinin bulunduğuna karar verildiği, anılan kararın Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nce onanarak kesinleştiği, davacı kazalının vefatından sonra mirasçılarının tamamının 2016 yılında birleşen davayı açarak iş göremezlik zararının bakiyesi olan 6.591,79 TL maddi tazminatı aynı davalılardan talep ettikleri, bu birleşen davaya karşı davalılar … ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından süresinde zamanaşımı defi ileri sürüldüğü, iş kazasının meydana gelişinde müteveffa davacının %30, davalı …Ş.’nin %40, davalı …’in %15, davalı …’in ise %15 oranında kusurlu bulundukları anlaşılmaktadır.

3-)Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, hüküm altına alınan 1.000,00 TL manevi tazminat azdır.

4-)İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle uğranılan zararın giderilmesi amacıyla açılan maddi ve manevi tazminat davalarında; zamanaşımı süresi gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı yasanın 146. maddesi gereğince haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıldır.

Davalılardan … diğer davalı …Ş.’nin ambar şefi olup kazalı ile davalı … arasında hizmet ilişkisi bulunmadığından olay tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu’nun 125. maddesindeki 10 yıllık zamanaşımı süresinin davalı … hakkında uygulanması mümkün değildir. Davalı … yönünden davanın yasal dayanağı Mülga BK.’nun 41. maddesi olduğundan haksız fiillerin tabi olduğu zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Somut olayda iş kazası 13/08/1998 tarihinde vukubulmuş, asıl dava uzamış ceza zamanaşımı süresi henüz dolmadan 03/01/2001 tarihinde açılmıştır. Ancak davacı istediği maddi tazminat miktarını 22/06/2009 tarihinde ıslah ile artırmış, davalılardan … süresi içinde ıslaha karşı zamanaşımı def’i ileri sürmüştür. Dava konusu olayda, tespit edilen sürekli iş göremezlik oranları arasındaki farklılığın değişen ve gelişen durumdan kaynaklanmadığı, bu nedenle olayla birlikte zararın öğrenildiği ve zaman aşımının başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu açık olduğuna göre davalı …’in asıl dava dosyasının dava dilekçesindeki taleple sınırlı olarak maddi tazminattan sorumlu tutulması gerekirken, ıslah ile artırılan kısımdan da sorumluluğu yoluna gidilmesi hatalı olmuştur.

5-)Birleşen dava dosyasının dava tarihinin 06/04/2016 olduğu, bu birleşen dava dosyasına karşı davalılar … ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. tarafından süresinde zamanaşımı defi ileri sürüldüğü dikkate alındığında davalı … yönünden zamanaşımı nedeniyle birleşen davanın reddi isabetli ise de davalı …Ş. yönünden de birleşen davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken adı geçen davalının birleşen dosyada hüküm altına alınan tutarlardan sorumlu tutulması isabetsizdir.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davacının ve davalılar … ile Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının davacı … ve davalılardan … ile ….’ne iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan …’e yükletilmesine, 01.10.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2018/5373 Esas, 2019/5646 Karar )

İş Kazalarında Kaçınılmazlık Kavramı

Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ve davalılardan … Sigorta A.Ş. vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : 1-) Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle, kanuni gerektirici nedenlere göre, Davacıların ve Davalı A.Ş.’nin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-) Dava, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahibi yakınları olan eş, anne ve babasının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece davacı eş lehine 18.870,33 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın, davacı anne ve baba lehine ise 7.500 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 16.01.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ve sigorta şirketi yönünden poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara verilmesine, davacı anne ve babanın maddi tazminat talebinin ise reddine karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacıların desteği sigortalı …’ın davalı … Ür. San İhr. A.Ş.’de kamyon şoförü olarak çalışırken, 16.01.2007 tarihinde …’dan yüklediği kumaşları …’a götürdüğü esnada bölünmüş karayolunda hareket halinde iken, sol ön lastiğin patlaması neticesinde meydana gelen tek taraflı trafik kazası neticesinde vefat ettiği, olayın Kurum tarafından iş kazası olarak kabul edildiği, itibar olunan kusur raporuna göre olayın gerçekleşmesinde %100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu, mahkemece %100 kusur üzerinden ve davacı eş ve anne için bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri davacıların maddi tazminat istemlerinden tenzil edilmek suretiyle yapılan hesabın hükme esas alındığı ve gerekçede işaret olunduğu şekilde tazminat alacaklarından %50 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak maddi tazminatlar hakkında karar verildiği anlaşılmaktadır.

Kaçınılmazlık, hukuksal ve teknik anlamda, fennen önlenmesi mümkün bulunmayan başka bir anlatımla, işverence mevzuatın öngördüğü tüm önlemlerin alınmış olduğu koşullarda dahi önlenmesi mümkün bulunmayan durum ve sonuçları ifade eder.

Bir olayın tamamen kaçınılmazlık sonucu meydana geldiğinin saptanması halinde hakim, işverenin sorumluluğunu, Borçlar Kanunu’nun 43. maddesini gözönünde tutarak hakkaniyet ölçüsünde saptamalıdır. Her iki taraf yönünden % 50’şer sorumluluğun paylaştırılması ilk bakışta uygun görünebilirse de, işçi-işveren arasındaki bu tür davalarda tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının göz önünde bulundurulması halinde; işverene biraz daha fazla sorumluluk verilmesi; sosyal hukuk devleti ilkesi gereği düşünülebilir. Yargıtay’ın yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Somut olayda iş kazasının gerçekleşmesinde % 100 oranında kaçınılmazlığın etkili olduğu tesbit edildiğine göre yukarda söz edilen ilkeler göz önünde bulundurularak, özellikle nimet ve külfet dengesinin sağlanması açısından kaçınılmazlığın % 60’ı davalı işverene yüklenmek suretiyle davalı işverenin sorumluluğu belirlenmesi gerekirken, davalının kaçınılmazlığın %50’si oranında sorumluluğunu doğuracak şekilde ve olayda uygulanma ihtimali bulunmayan hakkaniyet indirimine yönelik hukuki düzenlemeye atıfla, davalı işverenin sorumluluğu hafifletilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6101 Sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 2. maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka dair kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır” Dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine dair olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 Sayılı Kanun’un 55. maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.

Bu açıklamalara göre 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 55.maddesinde yer alan “kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemelerin zarar veya tazminattan indirilemeyeceği” düzenlemesi dikkate alındığında iş kazasının gerçekleşmesinde %100 oranında kaçınılmazlık faktörünün etkili olması sebebiyle davacı eş ve anneye bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin rücuya kabil olmaması sebebiyle tazminat alacağından indirilmesinin mümkün olmadığı gözetilmeden, bağlanan gelirin tazminat alacağından indirilmek suretiyle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.

3-) Manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde, Gerek mülga B.K’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 Sayılı T.B.K’nun 56. maddesi hükmüne göre Hakim, ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebilir. Hakimin manevi zarar adı ile ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna dair zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin Duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de; hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23.6.2004, 13/291-370)

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı eş için takdir edilen 10.000 TL manevi tazminat ile davacı anne ve babanın her biri için takdir edilen 7.500 TL manevi tazminatın az olduğu açıktır.

4-)Gerek olay tarihinde yürürlükte bulunan Mülga 818 Sayılı BK’nun 101.maddesinde gerekse karar tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanununun 117.maddesindeki düzenlemeye göre ”Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer” şeklindeki düzenlenme karşısında iş kazası sebebiyle takdir edilen tazminat alacakları için davalı … şirketinin daha önce temerrüde düşürüldüğünün ispat edilememiş olması sebebiyle sigorta şirketinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması gerekirken; kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizden sorumlu tutulması sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, Davacıların ve Davalı A.Ş’nin bu yöne dair temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde temyiz eden davacı ve davalı A.Ş’ne iadesine, 10.04.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2016/115 Esas, 2017/2948 Karar )

İş Kazası Neticesinde Bakıcı Gideri

DAVA : Davacı, iş kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle yerel mahkeme kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde temyizen incelenmesi davalı vekilince duruşmalı, davacı vekilince de duruşmasız olarak istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 22/10/2019 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı vekili Avukat … geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan Avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı gün düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği konuşulup düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.

KARAR : A-) Davacı İstemi;

Davacı dava dilekçesi ve ıslahla toplam 755.400,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

B-) Davalı Cevabı;

Davalı taraf davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

C-) İlk Derece Mahkemesi Kararı:

İlk derece mahkemesince, 184.870,98 TL iş göremezlikten kaynaklanan maddi tazminat ve hesaplanan bakıcı giderinden %20 indirim yapılması sonucu bulunan 421.476,48 TL olmak üzere toplam 606.347,46 TL maddi tazminat ile 200.000,00 TL de manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

D-) Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:

İlk derece mahkemesi kararına karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. … Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi’nin 21/12/2017 tarihli kararıyla, davacının istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, davalı tarafın istinaf başvurusunu ise geçici iş göremezlik ödeneğinin tenzil edilmemesi, bakıcı giderinden yapılan hakkaniyet indiriminin azlığı ve manevi tazminatın fazla takdir edilmesi yönlerinden kabulüyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilmesine, usuli kazanılmış hak gereğince davacı yararına 184.870,98 TL maddi tazminat, bakıcı giderinden %40 oranında hakkaniyet indirimi yapılarak 269.741,23 TL bakıcı gideri, 125.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

E-) Temyiz Nedenleri:

Davacı taraf temyiz dilekçesinde özetle, hakkaniyet indiriminin fazla olduğunu, manevi tazminatın az olduğunu ileri sürmüştür.

Davalı taraf ise temyiz dilekçesinde özetle, kazanın %100 davacı kusurundan kaynaklandığını, tüm önlemlerin alındığını, kaçınılmazlığın değerlendirilmediğini, illiyet bağının kesildiğini, heyet raporları arasındaki çelişkinin giderilmediğini, ikramiyenin ücrete dahil edilmesinin doğru olmadığını, yaşam tablosu, aktif dönem, iskonto oranlarının hatalı olduğunu, hesap raporunda kaçınılmazlık nedeniyle indirim yapılmadığını, %40 oranındaki hakkaniyet indiriminin az olduğunu, ıslahla manevi tazminat talebinde bulunulamayacağını, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu ileri sürmüştür.

F-) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe:

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-)Dava, zararlandırıcı sigorta olayı sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Dosya kapsamından iş kazası sonucu davacıda oluşan sürekli iş göremezlik oranının %81,00 olduğu ve bir başkasının bakımına muhtaç olduğunun tespit edildiği, iş kazasının meydana gelişinde davacının %20, davalının %80 oranında kusurlu oldukları, bölge adliye mahkemesi tarafdından hesaplanan bakıcı gideri tazminatından %40 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığı anlaşılmaktadır.

Şüphesiz başkasının bakımına muhtaç kalan sigortalının, bakım giderleri de maddi zarar olarak ortaya çıkar. Bakıcı gideri hesaplanırken PMF yaşam tablosu kullanılmaktadır. Kazalının, iş kazası nedeniyle uğradığı gelir kaybının hesabının sözü edilen tabloya göre yapılması, geleceğin varsayıma göre belirlenmesi yönünden yerindedir. Ancak işgücünü kaybeden kazalının sağlıklı bir insan için geçerli olan PMF yaşam tablosuna göre belirlenen bakiye ömrü boyunca bakıcı giderinin bulunacağının kabulü yerinde değildir. Ayrı bir bakiye ömür belirlenmesi de mümkün olmadığına göre davacının halen ve bakiye ömrü içerisinde de sürekli bakıcı çalıştırmayıp aile içi bakım dayanışmasından yararlanacağı da gözetilerek hakim, burada hakkaniyet indirimi ile uygun bir bakıcı giderine hükmetmelidir.

Somut olayda, hesaplanan bakıcı giderine uygulanan %40 oranındaki hakkaniyet indirimi fazla olmuştur.

Yapılacak iş, Bölge Adliye Mahkemesi kararında hükme esas alınan bilirkişi hesap raporunda belirlenen bakıcı giderinden uygun oranda hakkaniyet indirimi yapılarak oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir.

Bölge Adliye Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalıya yükletilmesine, 22.10.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2018/3679 Esas, 2019/6392 Karar )

İş Yerinde Kalp Krizi Geçirilmesi Sonucunda İş Kazası

DAVA : Dava, iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi:

KARAR : Davacılar vekili, davacıların murisi sigortalının, davalı şirketin işyerinde 05.02.2013 tarihinde çalıştığı sırada ani kalp krizi geçirmesi sonucu, hastanede vefat etmesi nedeniyle, olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş, mahkeme, olayın iş kazası olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

5510 Sayılı Kanun’un 13 vd. maddelerinde iş kazası, “a ) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, b ) ( Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad ) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş sebebiyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle, c ) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi sebebiyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda, d ) ( Değişik bend:17.04.2008-5754 S.K./8.mad ) Bu Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda, e ) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özüre uğratan olaydır.” şeklinde tanımlanmıştır.

Somut olay incelendiğinde, davacılar murisinin, olay tarihinde, işyerinde bulunduğu sırada, fenalaştığı ve işyeri hekimi tarafından yapılan muayenede, murisin, kalp krizi geçirdiğinin anlaşılması üzerine ilk müdahalenin yapılarak hastaneye ambulansla gönderildiği ve hastanede, yapılan müdahaleye rağmen hayatını kaybettiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, murisin işe başlamadan önce gerekli raporları almış ve davalı şirketin, işveren olarak tüm sorumluluğu yerine getirmiş olmasına göre, işverene, bir kusur atfedilemeyeceği gözetilerek yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, işverenin kusursuz olup olmayacağı hususunun iş kazasının tespitinde bir öneminin bulunmadığı ayrıca kalp krizinin işyerinde iken çalışma esnasında meydana geldiği dikkate alındığında meydana gelen olayın bir iş kazası olduğunun kabulü gerekir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

O hâlde, davacılar vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen kararın yukarda açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, temyiz harcının istenmesi halinde davacılara iadesine, 20.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 2015/10611 Esas, 2017/2289 Karar )

İş Kazasında Alt İşveren – Asıl İşveren Sorumluluğu

Davacı,  kazası sonucu maluliyetinden, ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Osman Bülbül tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra isin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine

2-Dava,  kazası sonucu sürekli işgöremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece maddi tazminat isteminin davacıya bağlanan SSK gelirleri ile karşılandığından reddine, 30.000.00 TL manevi tazminatın M… Yapı Taahhüt Ltd. Şirketi’nden ve K. B.r’dan tahsiline, davalı SS İzmir Fotoğrafçılar Kooperatifi yönünden davanın husumetten reddine,

Davalı Ü. A. yönünden dava atiye terk edildiğinden karara yer olmadığına karar verilmiş ise de bu hüküm usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Yapılan incelemede davacının müteahhit K. B.’ın sahibi olduğu M… Yapı Taahhüt San. Tic. Ltd. Şirketinin işçisi olarak yükleniminde bulundukları Seferihisar’da SS İzmir Fotoğrafçılar Konut Yapı Kooperatifine ait villaların yapımı sırasında bir yapının çatısında çalışırken elektrik kablosu olarak uzatılan ve ucunda priz bulunan kabloda fış priz bağlantısının geçirilmesi yaparken ceryana kapılarak 3.5 metreden zemine düşerek %100 malûl ve bakıma muhtaç olacak şekilde yaralandığı yüklenici firma ile SS İzmir Fotoğrafçılar Konut Yapı Kooperatifi ile yapılan sözleşmede.” su basmanı yapılmış inşaatların üst kısmının tamamlanması işinin metronom şirketine verildiği sözleşmenin özel teknik şartname bölümünün 2. maddesinde de ” söz konusu inşaatların betonarme imalatlarında kullanılacak olan tasdikli betonarme projesinde belirtilen cins ve çaplardaki inşaat demiri işveren ( Kooperatif ) tarafından inşaat mahallinde müteahhide teslim edilecektir.” hükümlerinin olduğu görülmüştür.

506 sayılı Kanun’un 87. madde ve İş Kanun’un 2. maddesinde belirtildiği ve yukarıda açıklandığı üzere yapılan işin anahtar teslimi olmayıp bir kısmının müteahhide verildiği nazara alınarak, davalı SS izmir Fotoğrafçılar Konut Yapı Kooperatifinin de işveren durumunda olup alt işverenin kusurundan sorumlu olduğu açıktır.

Ayrıca davacının %100 maluliyeti bakıma muhtaç olması yaşı nazara alındığında verilen manevi tazminat miktarı da az olmuştur.

Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 06.07.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2009/15644 Esas, 2010/8107 Karar )

İş Kazası Manevi Tazminat Nasıl Belirlenmelidir?

Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Davacı,  kazası sonucu malüliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Nagehan Kaleli Demir tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:

KARAR : 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davacının tüm; davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, geçirdiği  kazası neticesinde yaralanan davacı sigortalının, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Davacı işçinin  kazası nedeniyle % 7,30 oranında maluliyetinin bulunduğu ve kusursuz olduğu; davalı işverenin % 100 oranında kusurlu olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

Mahkemece, kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 17.000 TL manevi ve 28.331,97 TL maddi tazminatın davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.

818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi hükmüne göre hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.

Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince almamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. ( HGK 23/06/2004, 13/291-370 )

Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen 17.000 TL manevi tazminat fazladır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenler davacıya yükletilmesine, 03.03.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2013/21390 Esas, 2014/3652 Karar )

İş Kazasında İşçinin Ücretinin Belirlenmesi ve Maddi Tazminata Etkisi

Davacı,  kazası sonucu maluliyetinden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine tespitine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.

Hükmün, davalılardan D. Yapı İnş Tur Tekstil San Ve Tic Ltd Şti vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Dursun Sabay tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

KARAR

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere,temyiz edenin sıfatına ve temyizin kapsamına göre davalı D. Yapı İnş.Teks.San.ve Tic.Ltd.Şti vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine,

2-Dava, davacı sigortalının 01.11.2009 tarihinde maruz kaldığı  kazası nedeniyle doğan maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemlerine ilişkindir.

Mahkemece, taleple bağlı olarak 1.000,00TL maddi, 8.000,00TL manevi tazminatın davalı D. Yapı İnş.Teks.San.ve Tic.Ltd.Şti’den tahsiline karar verilmiştir.

Dosyadaki kayıt ve belgelerden, 01.11.2009 tarihindeki zararlandırıcı olayın  kazası olduğu, sigortalının  kazası nedeniyle %45,2 oranında sürekli  gücü kaybının doğduğu, kazanın oluşumunda %80 oranında davalı işveren şirket D. Yapı İnş.Teks.San.veTic.Ltd.Şti’nin, %20 oranında ise kazalının kusurunun bulunduğu, hükme esas alınan hesap raporunda davacının yurt dışında çalıştığı süre içerisinde aldığı ve asgari ücretin yaklaşık 2,8 katı olan ücret esas alınarak neticeye varıldığı anlaşılmaktadır.

İş kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında davacıların zararı sigortalının gerçek net ücreti üzerinden yapılacak bilirkişi hesabı ile belirlenir.Maddi tazminat davalarına doğrudan etkisi dikkate alındığında ücretin belirlenmesi bir ön sorundur.İşverenin ödediği ücrete dair usulünce düzenlenmiş ücret bordroları var ve bu bordrolardan işçinin yaptığı işin niteliğine, tecrübesine göre uygun bir ücretin kendisine ödendiği anlaşılıyor ise bu bordroya dayalı olarak hesaplama yapmak gerekir.

Bir işçinin yurt içinde aynı işi yapması halinde yurt dışındaki aynı işi yaparken aldığı ücret ileaynı ücret alabileceğinin kabulü hayatın olağan akışına aykırıdır. Somut olayda kazalı işçinin yurt dışında aldığı ücret belirlidir. Yurda dönüp de aynı işi yapması halinde ise yine aynı ücreti alacağının varsayılması doğru değildir. Bu nedenle davacının yurt içi ve yurt dışı ücretlerinin aynı olduğu kabulüne göre hesaplamanın yapıldığı bilirkişi raporunun hükme esas alınması hatalı olmuştur.

Yapılacak , davacı sigortalının yurt dışında çalıştığı dönem bakımından kazalandığı işin muhtemel bitme süresi de gözetilerek yurt dışında aldığı ücretine göre, sonrası dönem yani yurt dışındaki işinin bitip yurda döndükten sonraki dönem bakımından ise ilgili meslek odalarından öğrenilecek olan yurt içerisindeki emsallerinin aldığı ücrete göre hesaplamanın yapıldığı yeni bir rapor almak ve tüm delilleri bir arada değerlendirip neticesine göre bir karar vermekten ibarettir.

O halde, davalı şirket D. Yapı İnş.Teks.San.ve Tic.Ltd.Şti vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ .Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan D. Yapı İnş Tur Tekstil San Ve Tic Ltd Şti’ne iadesine, 09.12.2013 gününde oybirliğiylekarar verildi.

( Yargıtay 21. Hukuk Dairesi, 2013/17002 Esas, 2013/23226 Karar )