Resmi evrakta ( belgede ) sahtecilik suçu Türk Ceza Kanunu’nun 204.maddesi muhteviyatında düzenlenmiş bir suç olup kanunun kamu güvenliğine karşı suçlar başlığı altında kendine yer bulmuştur. Sahtecilik kelimesinden anlaşılması gereken bir şeyi gerçekmiş gibi yansıtma amacıyla yalan barındıran hileli davranışlar gerçekleştirmektir. Sahtecilik suçları salt bir sahtecilik amacıyla yapılmamakta bazen de başka suçların işlenmesinin önünü açabilmek için de yapılmaktadır. Belge ; hukuken bir ilişkinin kurulmasına, bir hakkın doğmasına, hukuksal bir ilişki ya da olgusal durumların ispatlanmasına yarayan evraklardır. Bu suçla korunan yarar ise kamunun ilgili evrak ya da belgelere duyduğu kamu güvenidir. Resmi evrakta ( belgede ) sahtecilik suçuyla kamu güveninin bozulmasının önüne geçilmeye çalışılmıştır. Kaldı ki Yargıtay önceki kanun olan 765 sayılı yasada yer alan resmi evrakta sahtecilik / resmi belgede sahtecilik suçuyla korunan yararın kamu güveni olduğunu net bir şekilde ifade etmiştir.

“Evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı düzenlenmesi, gerçek belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değişti- rilmesi, eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir.”

(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2004/132 Karar, 08.06.2004 Tarih)

Resmi evrakta ( belgede ) sahtecilik suçu kapsamında suçun mağduru asıl olarak toplumdur. Ayrıca suçtan zarar gören her kişinin de davaya katılma hakları mevcuttur.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Şikayet Süresi

Resmi evrakta sahtecilik suçu suçun yapısı gereği şikayete bağlı değildir. Bu sebeple bu suçun şikayet süresi de olmayacaktır. Ancak ceza dava genel zamanaşımı olan 8 yıl bu suçun basit halinde var olduğundan suçun zamanaşımı süresi olarak 8 yıl öngörülebilir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Şartları

Resmi evrakta ya da resmi belgede sahtecilik suçunun konusu belgedir. Ancak kanunda bu belgenin tanımı yapılmamıştır. Belgenin tanımını anlayabilmek ve sınırlarını çizebilmek adına Yargıtay kararları emsal alınmalıdır.

  • Belge yazılı olmalıdır.

Suçun konusu olan belgenin en temel unsurlarından biri yazılı olmasıdır. Belgenin yazılı olmasından kasıt belgeyi oluşturan iradenin yazıya dökülmesidir. Buradaki yazının hangi dil ya da hangi alfabeyle yazıldığından çok okunabilir, anlaşılabilir olması önemlidir. Okunamayan yazılı belge, belge niteliğinde olmayacaktır. Yazı içermeyen fotoğraf, resim gibi nesnelerin varlığı belge niteliği için yeterli olmayıp düşüncenin, iradenin yazıya aktarılması gerekmektedir. Ayrıca bu belgenin taşınır bir belge olması yeterlidir. Hatta Yargıtay yazının kağıda yazılma gibi bir zorunluluğunun resmi belgede sahtecilik suçunda var olmadığını ifade etmiştir.

Evrakta sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 Sayılı TCK. nun 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kâğıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceğinin vurgulanması karşısında, sahte olarak düzenlenen mührün kullanılması ile oluşturulan araç plakalarında yapılan sahteciliğin 5237 Sayılı TCK. nun 204/1 maddesine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden, mühürde sahtecilik suçunun gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması kanuna aykırıdır.

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2007/1073 Karar, 22.02.2007 Tarih )

  • Belge, hukuki bir değere sahip olmalıdır.

Yazılı evrakın belge olarak kabul edilmesi için ilgili belgenin hukuki bir değeri olmalıdır. Buradaki hukuki değerden anlaşılması gereken şey belgenin “delil” niteliğine haiz olmasıdır. Bir düşüncenin varlığı, hukuki bir ilişkin varlığı veyahut yokluğu gibi irade beyanlarının yazılı olarak yer aldığı belge delil niteliğinde kabul edilebilir. Bu sebepledir ki delil niteliğine haiz olmayan bir belgenin resmi belgede sahtecilik suçuna konu eşya olması mümkün değildir. Bu suça ilişkin yargılamalarda en çok dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de budur. Bazı evrak ya da belgeler direkt delil olarak meydana gelirler. Örneğin, bir mahkemenin ilamı, ifade tutanağı, suç tutanağı, hukuki sözleşmeler, kıymetli evrak niteliğine haiz senetler, tapu senedi gibi evraklar delil olarak meydana gelmektedir. Bu evraklara “mahsus evrak” denmektedir. Bazı evrak ya da belgeler ise daha sonrasında delil niteliğine kavuşmaktadır. Yukarıda da izah ettiğimiz ifadeler ışığında belgelerin ispat gücünün bulunması oldukça önemlidir. Kaldı ki bu husus birçok Yargıtay kararında da belirtilmiştir. Hatta ceza kanunumuzun menşei İtalyan Yargıtay kararlarında da bu husus belirtilmiştir.

Resmi belgeler, içerdikleri saptamalar ölçüsünde, içermesi gerekirken içeriğinden dışlananlar yönünden de ispat vasıtası olacaklardır.

( Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2007/55 Karar, 06.03.2007 Tarih )

Resmi varakanın ayırıcı vasfı, kamu açısından önem taşıyan sübjektif hukuki durumları meydana getirmek, başkasına devretmek, değiştirmek veya sona erdirmek sonuçlarını doğurucu ve bununla birlikte ya da bunun yerine, memur tarafından yapılan faaliyetleri veya onun huzurunda cereyan edip de onun bilgisine ulaşan olayları tevsik edici bir nitelik taşımasıdır.

(Corte suprema di cassazione, İtalyan Yargıtayı, 29.10.1983 Tarihli)

  • Yazılı materyalin belge niteliğine haiz olabilmesi düzenleyenin bilinmesine bağlıdır.

Yazılı materyalin belge niteliğine kavuşması için şartlardan biri de düzenleyenin kim olduğunun bilinmesidir. Düzenleyenin bilinmesi düzenleyen kişinin imzasının varlığı, adının yazılı metin içerisinde bulunması, herhangi bir şekilde işaret olarak bulunması şeklinde de olabilir. Yazılı belgede imza şart değilse de bazı durumlarda kanunun şekil şartına uyulması gerekmekte olup imza zorunlu olabilir. Örneğin kıymetli evrak olan kambiyo senetlerinde imza zorunluluktur.

  • Belge, resmi bir belge olmalıdır.

Türk Ceza Kanunu kapsamında hem resmi belgede sahtecilik hem de özel belgede sahtecilik suçları düzenlenmiştir. Yazımızın konusu olan resmi evrakta sahtecilik ya da resmi belgede sahtecilik suçunun konusu resmi belgedir. Resmi belge ise kamu görevlisi tarafından düzenlenen, görev gereği düzenlenmiş ve varsa şekil şartlarına uyulmuş belgedir. Resmi belgenin en belirgin özelliği kamu görevlisince düzenlenmesidir. Ayrıca belgeyi düzenleyen kamu görevlisi görevi gereği bu belgeyi düzenlemelidir. Ve en nihayetinde belgenin kanunlarda öngörülen şekil şartlarına aykırı bir şekilde düzenlenmemesi gerekmektedir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Seçimlik Hareketleri

Resmi belgede sahtecilik suçu çeşitli seçimlik hareketlerle işlenebilmektedir.

  • Resmi belge sahte olarak düzenlenebilir.

Resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesinden anlaşılması gereken resmi belgenin gerçekmiş gibi üretilip imza taklidi ile oluşturulmasıdır. Buradaki amaç içerik anlamından taklit değil şekil ve görünüş olarak taklittir. Örneğin resmi belgeye mahsus olan antet, imza, mühür, karekod, logo gibi unsurların kullanılarak belgenin düzenlenmesi halinde suç meydana gelecektir. Örneğin tapu müdürlüklerince verilen tapu belgelerine benzer şekilde oluşturulan belgelerin tapu müdürlüğündeki memurun imzası taklit edilerek tamamlanmasıyla suç meydana gelecektir.

  • Gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi halinde resmi belgede sahtecilik suçu oluşacaktır.

765 sayılı kanun metninde suçun seçimlik bu hareketini tahrif etme olarak tanımlamıştır. Buna göre yetkili kamu görevlisince düzenlenen resmi bir belgenin değiştirilmesi halinde suç oluşacaktır. Bu noktadaki en önemli husus değiştirilen belgenin resmi bir belge olmasıdır. Resmi bir belgenin olmadığı durumlarda bu suçun oluşmadığı ifade edilebilir. Ayrıca ilgili belgenin kullanılması gerekmemekte sadece değiştirilmesi yeterli görülmektedir. Buradaki değişiklikten kasıt belgeye bir ekleme ya da çıkarma yapılması, var olan rakam ya da yazıların değiştirilmesi, imzanın silinmesi gibi örneklerle tanımlanabilir. 

  • Sahte resmi belgenin kullanılması halinde de suç meydana gelecektir. Failin belgenin sahte olduğunu bilmesi zorunludur. Sahte belgeyi düzenleyen kişinin sahte belgeyi kullanması halinde ayrıca bir suç oluşmaz.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçunun Nitelikli Halleri

Resmi belgede sahtecilik suçunun nitelikli hallerden sayılan şekillerde işlenmesi halinde tesis edilecek ceza artacaktır.

  • Suçun konusunun sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden biri olması halinde verilecek ceza arttırılır.

Kanunun 3.fıkrasında ; “Resmî belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması hâlinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” denmektedir.  Belgelerin ispat gücü olarak ikiye ayrıldığını söylemek mümkündür. Buna göre bu belgeler; sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgeler ve aksi ispatlanıncaya kadar geçerli belgelerdir. Sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerin kamu ve devlet daireleri nezdinde güvenirlilikleri en üst düzeyde olup belgeler hakkında sahte olduklarına dair kesin ve sabit bir ilam bulunmadıkça şüphe edilmez. Aksi ispatlanıncaya kadar geçerli belgeler ise aksi ispatlanabilen, aksi ispatlanana kadar da geçerli olan belgelerdir. Kanun metninden de anlaşılacağı üzere sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgeler ispat güçleri nedeniyle daha fazla korumaya sahip olup suçun konusunun bu belgelerden olması halinde ceza yarı oranında arttırılmaktadır.

Sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgeler;

HUMK 295. maddesi uyarınca; mahkeme ilamları ve noterlerce (düzenleme biçiminde) düzenlenen senetler; CMK 222. madde gereği duruşma tutanakları, Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 178. maddesine göre de seçim tutanakları, 1608 sayılı Kanunun 6. maddesi gereği belediye ceza tutanakları, İcra ve İflas Kanununun 38. maddesinde belirtilen ilam niteliğindeki belgeler, hakem kararları (HUMK m. 536), Sayıştay ilamları (Sayıştay Kn.m. 62,63), 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 20. maddesi gereği düzenlenen suç tutanakları, sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerdendir.

Aksi ispatlanıncaya kadar geçerli belgeler ; bir yasa kapsamında yukarıda belgelerden sayılmayan resmi belgeler aksi ispatlanıncaya kadar geçerli belgelerdendir. Örneğin tapu kayıtları, nüfus sicil kayıtları bu belgelerdendir.

  • Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde de suçun nitelikli hali meydana gelecektir.

Kamu görevlisi olan kişinin görevi nedeniyle düzenlemekte yetkisi olan resmi belgelerde sahtecilik suçunu işlemesi hali suçun nitelikli hali olup cezada ağırlaştırıcı sebeplerdendir. Burada altı çizilmesi gereken nokta görevi nedeniyle düzenlemekte yetkisi olan belgelerde bu suçu işlemesi ifadesidir. Görevi ya da yetkisi olmayan bir alanda bu suçu işlemesi halinde suçun basit hali gündeme gelecektir.

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Cezası

Resmi evrakta sahtecilik ya da resmi belgede sahtecilik suçunun cezası yukarıda zikrettiğimiz suçun basit ve nitelikli hallerine göre değişmektedir. Buna göre;

  • Resmi belgede sahtecilik suçu, resmi bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi, başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya kullanılması şeklindeki suçun basit haliyle işlendiği sabit olması halinde suçun faili olan sanığa verilecek ceza 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası olacaktır.
  • Kamu görevlisinin görevinden kaynaklanan görevi kapsamında düzenleme yetkilisi olduğu resmi belgeyi sahte olarak tanzim etmesi, değişikliğe maruz bırakması ya da kullanması halinde resmi belgede / resmi evrakta sahtecilik suçunun cezası 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası olacaktır.
  • Resmi belgede sahtecilik suçunun konusu olan belge sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgelerden olması halinde ise ceza yarı oranında arttırılır.
  • Sağlık sektöründeki kişilerin maddi gerçeğe aykırı belge tanzim ederek kamu ya da kişiler nezdinde bir zarara yol açması veyahut bu düzenlemeden menfaat elde etmesi halinde resmi belgede sahtecilik suçu meydana gelir.

Resmi Evrakta / Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Zamanaşımı, Uzlaştırma, HAGB, Adli Para Cezası, Cezanın Ertelenmesi

Resmi belgede sahtecilik suçu şikayete bağlı olmayıp şikayet süresi mevcut değildir. Ancak suçun zamanaşımı 8 yıldır. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde ise zamanaşımı 15 yıldır.

Resmi evrakta sahtecilik suçunun mağdurlarından biri kamu olması sebebiyle bu suç uzlaşma kapsamında değildir.

Resmi evrakta sahtecilik suçu cezasının alt sınırı 2 yıl olması nedeniyle yargılama sonucunda tesis edilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkün değildir.

Resmi evrakta sahtecilik suçuna yönelik gerçekleştirilen kovuşturma sonucunda sanık hakkında tesis edilen cezanın 2 yıl ve altında olması hallerinde sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilecektir.

Resmi evrakta sahtecilik suçuna yönelik gerçekleştirilen kovuşturma sonucunda sanık hakkında tesis edilen cezanın 2 yıl ve altında olması hallerinde sanık hakkında cezanın ertelenmesi kararı verilebilecektir.

Resmi Belgede Sahtecilik Yargıtay Kararları

Suç Konusu Belgelerin Asıllarının İncelenmesi ve Aldatma Kabiliyetlerinin Değerlendirilmesi

Sanıkların kullandığı belgelerin asıl evrak mı yoksa onaylı veya onaysız suret mi olduğunun tespiti bakımından eksik araştırma bulunup bulunmadığı;

Resmî belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinde;

“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.” şeklinde düzenlenmiştir.

Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.

Maddenin ikinci fıkrasında, resmî belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmî belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması hâlinde cezanın yarı oranında artırılması gerektiği belirtilmiştir.

Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, tamamen veya kısmen değiştirilmesi ya da gerçek bir belgeye eklemeler yapılması eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.

Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmî belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.

Sahte belgenin ilk bakışta dikkati çekmeyecek biçimde düzenlenip, belirli bir kişiyi değil birçok kişiyi aldatabilecek nitelikte olması ve aldatma gücünün objektif olarak saptanması gerekir. Bu nedenle örneğin, memurların bilgisizliği ve ihmalleri nedeniyle kandırıcı yeteneği olmayan belge üzerinde işlem yapması belgeye hukuki geçerlilik kazandırmaz. Daha önceden var olan subjektif bir bilgi, belge üzerinde var olan aldatma yeteneğini ortadan kaldırıcı etkiye sahip değildir.

Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 tarihli ve 232-250 sayılı kararında da, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup hâkim, olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.

Öte yandan, ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delillerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.

Bu açıklamalar ışığında ön soruna ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Katılanın şirketine ait konkasör (taş kırma makinesi) grubunun, katılan tarafından sanıklara satıldığı, anılan makine grubu için sanıklardan birinin şirketine 174394 numaralı faturanın kesildiği, ancak konkasör grubunun bedelinin ödenmediği gerekçesiyle katılan tarafından anılan faturanın iptal edilmesi üzerine Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 esas sayılı dosyasında açılan mülkiyetin tespiti davasında sanıklar tarafından iştirak iradesiyle; “Batman Belediye Başkanlığı Emlak ve İstimlak Müdürlüğü” başlıklı, emlak vergi değeri konulu, 10.05.2006 tarihli belgenin sunulduğu ve anılan dosyada yediemin değişikliğinin kabulüne yönelik verilen 12.05.2006 tarihli kararın, infazının sağlandığı Aksaray 2. İcra Müdürlüğünün 2006/1309 esas sayılı dosyasına da inceleme dışı sanık adına tanzim edilmiş, ikametgâh adresi Aksaray ili, Boyalı Köyü olarak gösterilen, 12.05.2006 tarihli ikametgâh ilmühaberinin sahte olarak düzenlenip ibraz edildiği, bu suretle sanıkların lehine olacak şekilde dava konusu menkullerin inceleme dışı sanığa yediemin sıfatıyla teslim edildiği iddia edilen olayda; dosya içerisinde ve emanette suça konu belge asıllarının bulunmadığı, yalnızca fotokopilerinin yer aldığı, onaysız örnek niteliğinde olup suret belge özelliği taşımayan belgelerin, hukuki sonuç doğurmaya elverişli nitelikte olmadığı ve aldatıcılık kabiliyeti belirlenemeyeceğinden belgede sahtecilik suçunun unsurları itibarıyla oluşmayacağı hususları birlikte göz önüne alındığında, Aksaray 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/153 esas ve Aksaray 2. İcra Müdürlüğünün 2006/1309 esas sayılı dosyalarından suça konu belgelerin asıllarının mı, onaylı veya onaysız suretlerinin mi ilgili dosyaya sunulduğu araştırılarak, ibraz edilen belge asıllarının dosya içerisine getirtilmesi, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hâkime ait olduğu cihetle, suça konu belgelerin duruşmada incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek şekilde dosya içerisine konulmasından sonra sanıkların hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırmayla hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.

Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.

Ulaşılan sonuç karşısında; sanıklara atılı resmî belgede sahtecilik suçunda TCK’nın 211. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesi bakımından eksik araştırma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiş, sanıklar hakkında anılan suçtan verilen mahkûmiyet hükümlerinin, sanık … müdafisi ve sanık … tarafından temyiz edilmesi üzerine inceleme yapan Özel Dairece 19.11.2015 tarih ve 27045-31100 sayı ile onanmasına kadar işleyen dava zamanaşımı süresinin, onama kararının Ceza Genel Kurulunca kaldırıldığı tarih itibarıyla kaldığı yerden işlemeye devam edeceği göz önünde bulundurulmalıdır.

SONUÇ:

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının DEĞİŞİK GEREKÇEYLE KABULÜNE,

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 19.11.2015 tarihli ve 27045-31100 sayılı sanıklar hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına ilişkin kararının KALDIRILMASINA,

3- Aksaray 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.05.2012 tarihli ve 348-732 sayılı sanıklar hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin, sahte olduğu ileri sürülen belge asıllarının veya onaylı örneklerinin getirtilip incelenmeden ve denetime imkân sağlayacak şekilde dosya içine konulmadan eksik araştırmayla hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA karar verilmiştir.

( Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/829 Esas, 2019/547 Karar )

Başka Birine Ait Sürücü Belgesinin İbrazı

Sanık hakkında “başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması” suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığa yüklenen suçun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,

II-Sanık hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;

1-Sanığın başka bir suç soruşturması kapsamında yakalandığında, kolluk güçlerine müştekiye ait kimlik bilgilerini içeren sahte sürücü belgesi ibraz ettiğinin iddia ve kabul edildiği olayda; belgelerde sahtecilik suçlarında, belgenin nesnel olarak aldatıcılık yeteneğinin bulunması ve aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği ve fotokopi üzerinde mahkemece söz konusu belgenin objektif olarak aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tespitinin mümkün olmaması karşısında; sahte sürücü belgesinin araştırılarak, aslının temini halinde duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatıcı nitelikte olup olmadığının kararda tartışılması ve belge aslının denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması, sürücü belgesinin aslının ele geçmemesi halinde ise, sanığın unsurları oluşmayan resmi belgede sahtecilik suçundan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

2-Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.11.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2017/5066 Esas, 2017/7699 Karar )

Plakalarda Mühür Bulunma Zorunluluğu ve Sahtecilik Suçu

Resmi belgede sahtecilik suçlarının konusunu oluşturan belgenin, taşınabilen bir şey üzerine yazılıp da hukuki hüküm ifade eden bir olayı kanıtlamaya yarayan yazı olduğu, 5237 sayılı TCK’nın 204. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere, belgenin varlığının kabulü için yazılı kağıdın bulunmasının zorunlu olmadığı, bir metal levha üzerine yazı yazılması halinde de diğer unsurların varlığı durumunda, belgeden söz edilebileceği, bu bakımdan araç plakalarının da resmi belge olarak kabulü gerekeceği cihetle, Kayseri Kriminal Polis Laboratuvarının 22.01.2009 tarihli ekspertiz raporunda, suça konu sahte plakada herhangi bir soğuk mühür izinin bulunmadığının belirtilmesi, suç tarihinde yürürlükte bulunan 18.07.1997 tarih ve 23053 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 30. maddesine göre; tescil plakalarında, işlemi yapan tescil kuruluşu ile plaka basım işlemini gerçekleştiren kuruluşun mühürlerinin bulunmasının zorunlu olduğunun hüküm altına alınması, bu şekilde suça konu plakanın resmi belge niteliğini kazanabilmesi için üzerinde mührün varlığının zorunlu olduğunun anlaşılması karşısında, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığının takdirinin hakime ait olduğu göz önüne alınıp, sahte olduğu iddia edilen plakanın duruşmaya getirtilip incelenmek suretiyle özellikleri tutanağa geçirilip, yasal unsurları taşıyıp taşımadığı ve aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığı yöntemince tartışılarak denetime olanak verecek şekilde dosya arasında bulundurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,

2-Kabul ve uygulamaya göre de;

5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 01.03.2018 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2018/1686 Esas, 2018/1857 Karar )

Resmi Belgenin Başkası Adına Düzenlendiği Savunması ve İmza İncelemesi

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 24.11.2009 gün ve 2009/11-164 Esas, 2009/275 sayılı kararında da belirtildiği üzere, hüküm fıkrasında kanun yollarının süresi, mercii ve şeklinin CMK’nın 232/6. madde ve fıkrasına uygun olarak ve tereddüte mahal vermeyecek biçimde gösterilmesi gerektiği, somut olayda katılan vekilinin yüzüne karşı verilen hüküm fıkrasında kanun yoluna başvuru süresi olarak “tefhim veya tebliğden itibaren” şeklinde tereddüte yer verecek biçimde gösterilmesi nedeniyle katılan vekilinin 17.09.2013 havale tarihli temyiz dilekçesinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;

1- Hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kamu davası açılan sanığın savunmasında; suçlamaları kabul etmediği ve söz konusu reçetelerin akrabası olan kişiler tarafından kendisine bırakıldığını kendisinin de imza atıp karşılığında aldığı ilaçları yakınlarına teslim ettiğini savunması, ayrıca bilirkişi raporu ile sahte olduğu sabit olan 06.01.2010 tarih ve …. protokol numaralı reçete arkasında “ ….. “ ibarelerinin olması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespit edilmesi açısından haklarında sahte rapor düzenlendiği iddia edilen ve yalnız muhakkik aşamasında beyanlarına başvurulan reçete sahiplerinin tanık olarak beyanlarına başvurulması ve …numaralı protokoldeki imzanın sanık ya da hasta ile hasta yakınlarına ait olup olmadığı hususunda bilirkişi raporu aldırılmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayin edilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabule göre de; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinin Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 08.11.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. 

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2015/6656 Esas, 2017/7624 Karar )

Resmi Belgede Sahtecilik Suçu ve Dava Zamanaşımı

Sanığa yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun 5237 sayılı TCK’nun 204/1. maddesinde öngörülen yaptırımı iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olup, anılan kanunun 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun asli dava zamanaşımı 8 yıl, 67/4. maddesi de göz önünde bulundurulduğunda kesintili dava zamanaşımı 12 yıldır.

Suç niteliği yönünden aleyhe temyizin bulunmadığı, daha ağır başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylemle ilgili olarak, sanık hakkında dava zamanaşımını kesen en son hukuki işlem 08.06.2006 tarihli mahkûmiyet kararı olup bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran hiçbir sebebin gerçekleşmediği gözetildiğinde, 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e maddesindeki 8 yıllık asli dava zamanaşımı süresi inceleme tarihinden önce 08.06.2014 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.

Bu itibarla, asli dava zamanaşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün resmi belgede sahtecilik suçu yönüyle gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, ancak 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesiyle tanınan yetki kullanılarak ve 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/1. maddeleri uyarınca kamu davasının resmi belgede sahtecilik suçu yönünden vaki zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmelidir.

Sonuç: Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile KABULÜNE, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 30.04.2012 gün ve 18843-7158 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, …Asliye Ceza Mahkemesinin 08.06.2006 gün ve 68-208 sayılı hükmünün, resmi belgede sahtecilik suçu yönünden gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına,

2-Ancak, bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK’nun 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkındaki kamu davasının resmi belgede sahtecilik suçu yönünden, 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine, dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdine, 14.10.2014 tarihinde yapılan müzakerede oybirliği ile, karar verildi.

( Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/11-414, 2014/418 Karar )

Zarar Verme Bilinç ve İradesiyle Hareket Edilmemesi

Katılan’ın şahsi hesabına ait olup, bankaya iade etmesi için verdiği çekleri şirketinin müdürü sanık M.. C..’ın bankaya iade etmek yerine doldurup, katılanın gayri resmi ortağı Y.. O..’a imzalatmak suretiyle tedavüle çıkardığının iddia edildiği olayda, sanıklardan Y.. O..’ın, katılanın bilgisi dahilinde M.. C..’ın imzalayarak kendisine verdiği çekleri ciro ederek kumaş aldığını, M.. C..’ın ise, çek üzerindeki yazı ve rakamların kendisine ait olduğunu savunması, bilirkişi tarafından çek fotokopileri üzerinden imza incelemesinin yapıldığının anlaşılması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde belirlenebilmesi için, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hakime ait olduğu cihetle, suça konu belge asılları getirtilerek incelenmek suretiyle, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve denetime olanak verecek şekilde dosya içine konulması ile, çeklerdeki cirantaların dinlenerek, katılana ait çeklerin, suç tarihlerinde, rızası dahilinde sanıklar tarafından imzalanıp imzalanmadığı araştırılarak, bu çeklerin yer aldığı çek defterindeki diğer çeklerdeki keşideci imzalarının somut olaya benzer şekilde atılıp atılmadıkları, herhangi birinin imza veya borcuna itiraz edilip edilmediği ile kimin tarafından, hangi hesaptan ödendikleri tespit edildikten ve gerekli görüldüğü takdirde yeniden yazı ve imza incelemesi yaptırıldıktan sonra, çeklerin rıza dahilinde keşide edildiğinin anlaşılması halinde, ayrıntısı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 30.03.1992 gün ve 80/98 sayılı kararında da belirtildiği üzere, belgede sahtecilik suçlarında, önceden verilen rıza üzerine borçlu yerine onun imzasının atılmasında zarar verme bilinç ve iradesi ile hareket edilmediğinden suç kastından söz edilemeyeceği, rızanın açık veya zımni olabileceği de gözetilerek, bütün deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21.01.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2014/14747 Esas, 2016/461 Karar )

Resmi Evrakta Sahtecilik ve Kamu Güveni Olgusu

5237 Sayılı T.C.K.nun “Resmi belgede sahtecilik” başlıklı 204. maddesi;

” ( 1 ) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.

( 2 ) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasıyla

( 3 ) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır şeklindedir.

Buna göre, resmi belgede sahtecilik suçu seçimlik hareketli bir suç olarak düzenlenmiş olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkaları aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.

Maddenin 2. fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak, daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin 3. fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.

Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup, belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır. 5271 Sayılı C.M.K.nun 63. maddesi uyarınca, hakimin genel ve hukuki bilgisiyle çözemeyeceği, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurulması zorunludur.

( Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/11-264 Esas, 2013/301 Karar )

Resmi Belgede Sahtecilik ve Takdiri İndirim Uygulanması

Geçmişte sabıkaları olmayan, duruşmalara katılan, samimi beyanlarıyla olayın tüm açıklığıyla ortaya çıkmasına yardımcı olan ve herhangi bir olumsuz davranışları da dosyaya yansımayan sanıklar hakkında, yerel mahkemece sanıkların geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları ve cezanın faillerin geleceği üzerindeki muhtemel etkileri isabetle değerlendirilmeden, TCK’nun 62. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen; “Sanıkların eylemlerini gerek noterlik nezdinde gerekse Türk milleti adına yargılama yapan mahkemelerin güvenini sarsacak şekilde gerçekleştirmiş olmaları sebebi ile işlenen suçun niteliği ve sonuçları gözetilerek…” şeklindeki gerekçenin yeterli olmadığı ve dosya kapsamı ile örtüşmediği kabul edilmelidir. Diğer taraftan, yerel mahkemece TCK’nun 62. maddesinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen, “Sanıkların eylemlerini gerek noterlik nezdinde gerekse Türk milleti adına yargılama yapan mahkemelerin güvenini sarsacak şekilde gerçekleştirmiş olmaları…” şeklindeki gerekçe, aynı kanunun 204. maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik suçunun 3. fıkrasında belirtilen nitelikli halin uygulanma gerekçesi olarak kabul edilmiş olup, aynı gerekçenin 62. maddenin uygulanmama gerekçesi olarak kabulü kanuna aykırıdır. Bu itibarla; yerel mahkeme hükmünün bozulmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetli olduğundan, itirazın reddine karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı ve onüç Genel Kurul Üyesi; “sanık hakkında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmamasına ilişkin olarak gösterilen gerekçenin yeterli olduğundan itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2014 günü yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 04.02.2014 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla, karar verildi.

( Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2013/11-439 Esas, 2014/27 Karar )

Avukatın Tahrifat Yapıldığını Bildiği Senedi İcra Koyması

1- Avukat olan sanığın A. Y. vekili olarak alacaklısı A. Y., borçlusu mağdur A. Ö. olan 2800 TL bedelli senedin A. Y. tarafından bedel kısmında tahrifat yapılarak bedelin 12.800 TL’ye çıkarıldığını bilerek icraya koymak suretiyle resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında, sanığın aşamalarda suça konu senedin üzerinde tahrifat yapıldığını bilmediğini savunduğu, A. Y.ın aşamalarda değişen ve samimi görülmeyen soyut beyanı dışında sanığın mahkumiyetine yeterli kesin, somut ve her türlü şüpheden uzak delil elde edilemediği gözetilmeden, beraati yerine yetersiz gerekçelerle mahkumiyetine hükmolunması bozmayı gerektirmiştir.

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2013/755 Esas, 2015/22745 Karar )

Gümrük Kaçakçılığı ve Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : I- ) Gümrük ve Ticaret Bakanlığı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Gümrük kaçağı olan araçları, gümrüğe herhangi bir belge sunmaksızın sahte belgelerle trafiğe tescil ettirip satmak şeklinde gerçekleşen eylemde Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın doğrudan zarar görmediği ve kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı cihetle şikayetçi idare vekilinin vaki temyiz isteminin 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

II- ) Sanık A. F. T. ve A. B. hakkında kurulan beraat hükümlerine yönelik Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Asıl ve birleşen dosyalarda gümrük kaçağı olan araçların M. ve/veya M. K. tarafından, sahte belgelerle gerçekte var olmayan kişiler adına trafiğe tescil ettirildikten sonra, sanıklar A.B. ile A. F. T. tarafından sahte vekaletnameler ile satıldıklarının iddia olunması, sanıklardan aşamalarda A.B.’ın bu araçları diğer sanık A. F. T.’dan aldığını ileri sürerek buna dair bir kısım tanık isimleri bildirmesi, A. F. T.’ın ise A.B.’a sattığı araçlardan yalnızca bir tanesinin problemli olduğunu, iddianamelere konu araçlarla ilgisi olmadığını savunması, hazırlıkta dinlenilen asıl ve birleşen dosyalar mağdur ile tanıkları O. N., C. K., K. K., E. K., H. S. ve F. D.’nin, yine A.B.’ın bildirmiş olduğu tanıkların mahkemece dinlenmemiş olması, UYAP üzerinden yapılan incelemede sanıklar hakkında çok sayıda benzer dosyaların bulunduğunun anlaşılması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek bir biçimde belirlenebilmesi için, M. K. ile M. K.’ın sanıkları tanıyıp tanımadıkları, aralarındaki ilişkiye dair somut verilerin nelerden ibaret olduğu gerek bu kişiler dinlenip, gerekse varsa diğer dosyalardaki deliller bu dosya içerisine alınarak belirlendikten, tüm tanık ve mağdurlar dinlenilerek bu araçları ne şekilde ve kimlerden satın alındığı somut olarak tespit edildikten sonra, araçları son olarak satan kişinin A. B. olduğu ve dosyanın mevcut haliyle savunması dışında lehine bir delil de bulunmadığı gözetilerek, hukuki durumlarının takdir ve tayini yerine yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı, Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı, 5320 Sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.07.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2014/11406 Esas, 2014/13281 Karar )

Kamu Kurumuna Karşı Resmi Belgede Sahtecilik Suçu

Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

Sanıklardan M.. Ş..’ın Antalya Devlet Opera ve Bale Müdür Vekili, diğer sanığın ise İdari ve Mali İşler Şube Müdürü olarak görev yaptığı, kurumun temizlik ihalesini alan Işık Temizlik Hizmetleri Limited Şirketinde kurumdan emekli olan S.. Y..’in çalışmasına rağmen, B.. K..’nu çalışıyor gibi göstererek puantaj cetvelleri ve bordro icmallerinin hazırlanıp SGK primlerinin yatırılması şeklindeki isnadın kamu kurumuna karşı dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını oluşturabileceği anlaşılmakla, 5235 sayılı Yasanın 12. maddesine göre yargılama görevinin Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yargılamaya devam olunarak yazılı şekilde hüküm tesisi,

Sonuç: Kanuna aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden sair yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 06.05.2014 tarihinde oybirliği ile, karar verildi.

( Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 2014/2038 Esas, 2014/5056 Karar )

Resmi Belgenin Sahte Olduğunun İlk Bakışta Fark Edilebilir Olması ve Aldatıcılığı

Sanığın … adına düzenlenmiş 27.01.2008 tarihli yardım çekindeki ay hanesini 08 olarak değiştirerek fotokopisini çekip mühür vurmak suretiyle üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunduğu olayda; suça konu olup, aslı dosya içerisinde bulunan yardım çekinin aslı ve onaylı fotokopisi üzerinde heyet olarak yapılan incelemede, belge üzerindeki tarih değişikliğinin ilk bakışta farkedilebildiği ve belgenin aldatma yeteneğinin bulunmadığı cihetle, yasal unsurları itibarıyla oluşmayan “resmi belgede sahtecilik” suçundan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi;

Yasaya aykırı, sanığın ve Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 13.06.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

( Yargıtay 21. Ceza Dairesi, 2016/8663 Esas, 2016/5171 Karar )

Noter Onayının Evrakları Resmi Belge Niteliğine Kavuşturmayacağı Hususu

erekçeli karar başlığına sehven “09.02.2007” olarak yazılan suç tarihinin, belgelerin Ticaret Siciline ibraz edildiği “16.02.2007-22.02.2007-14.03.2007-15.05.2008” tarihleri olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

I. Sanıklar ……. ve …… hakkında kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;

Elde edilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı dosya içeriğine uygun şekilde gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan katılan vekilinin, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün istem gibi ONANMASINA,

II. Sanık ….. hakkında kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik incelemede;

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine göre sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;

Ancak,

1-Katılanın, ortağı olduğu ……Yapı Denetim Ltd. Şti’ne ait karar defterinde, sanık …….’nun şirketi münferit imzası ile temsile yetkili müdür olarak atanmasına, hisse devrine ve şirket merkezinin değiştirilmesine ilişkin kararların alındığı 09.02.2007, 21.02.2007, 22.02.2007, 13.03.2007, 27.02.2008 ve 01.05.2008 tarihlerinde yapıldığı belirtilen toplantılara katılıp imza atmadığı halde, adına atılı bulunan imzaların başkası tarafından katılanın bilgi ve rızası olmadan atılarak sahte kararlar oluşturulmasından ibaret eylemin, noter onayının belgeleri resmi evrak haline dönüştürmeyeceği cihetle, 5237 sayılı TCK’nun 207/1. maddesinde düzenlenen “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan hüküm kurulması,        

2- Karar defterinde yer alan suça konu kararların yer aldığı bölümlerin dosyada delil olarak saklanması yerine iadesine karar verilmesi,

3-T.C. Anayasa Mahkemesi’nin, TCK’nın 53. maddesine ilişkin olan, 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının 24.11.2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olması,

Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 21.01.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

( Yargıtay 21. Ceza Dairesi, 2015/6279 Esas, 2016/541 Karar )

Senedin Bono Niteliğine Haiz Olmama Durumu

1- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.12.1992 tarih ve 1/5 ve Ceza Genel Kurulu’nun 24.03.1998 gün ve 51/106 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için, ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanununda öngörülen bütün unsurlarını taşıması gerekir. Aksi takdirde yasal unsurları taşımayan bir kambiyo senedinde sahtecilik yapılması halinde fiil, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 688. (6102 sayılı Kanunun 776.) maddesinin 6. fıkrası uyarınca senet metninde bulunması gerekli zorunlu unsurlarının bulunmaması halinde senedin özel belge niteliğinde olacağı, dosyada mevcut suça konu bono incelendiğinde, bononun hamiline düzenlenmiş olduğu, Ticaret Hukukumuzda bononun hamiline düzenlenmesinin mümkün olmadığı ve kimin emrühavalesine düzenlendiğinin belirtilmesi gerektiğinden suça konu bononun zorunlu unsurlarının bulunmadığının anlaşılması karşısında; eylemin özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

( Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 2018/6071 Esas, 2019/9520 Karar )