bosanma-davasi-yargitay-kararlari

Telefon

0 552 389 71 35

 

Adres

Karabaş Mh. Hafız Binbaşı Cd. Mecit Kavan Apt. No: 8 Daire 8 İzmit/Kocaeli

Ülkemizde son yıllarda evlilik sayısı düşmekte iken boşanma davalarında ciddi bir artış gözlemlenmiştir. Uygulamada taraflar boşanma davasını hangi sebepten nasıl açacağı, hangi delilleri sunması gerektiği gibi sorularla karşılaşmaktadır. Tuzcuoğlu Hukuk Bürosu olarak bu yazımızda boşanma davasını genel hatlarıyla inceleyip emsal Yargıtay uygulamalarına göz atacağız. Tuzcuoğlu Hukuk Bürosu olarak alanında uzman boşanma avukatı ile müvekkillerimize hukuki hizmet sağlamakta olup mahkeme önünde mağduriyet yaşamamaları adına çaba göstermekteyiz.

Boşanma Davası ve Boşanma Sebepleri

Boşanma davası, eşlerden biri veya ikisinin hali hazırda yürüttükleri evlilik birliklerini çeşitli sebepler nedeniyle sonlandırma isteğiyle açılan bir dava türüdür. Taraflar dilerse anlaşmalı boşanabileceği gibi çeşitli hususlarda anlaşamamaları halinde çekişmeli boşanma davası da açabileceklerdir.

Türk Medeni Kanunu’nda boşanma iki ayrıma tabi tutularak hükme bağlanmıştır. Taraflar dilerse genel boşanma sebebi olarak evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açabilecekleri gibi aşağıda sıralayacağımız özel boşanma sebeplerine dayanarak da boşanma davası açabilirler. Genel boşanma sebebi olan evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle açılan boşanma davalarında her türlü iddia dava dilekçesine eklenebilir. Ancak özel boşanma sebeplerinden birine dayanılarak açılan boşanma davasında ilgili sebep çerçevesinde iddialar ileri sürülmelidir. Özel boşanma sebepleri ise şunlardır;

  • Aldatma ( Zina) Nedeniyle Boşanma Davası ( Türk Medeni Kanunu 161.Madde)
  • Terk Sebebiyle Boşanma Davası ( Türk Medeni Kanunu 164.Madde)
  • Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Sebebiyle Boşanma Davası ( Türk Medeni Kanunu 163.Madde)
  • Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış Nedeniyle Boşanma Davası ( Türk Medeni Kanunu 162. Madde)
  • Akıl Hastalığı Nedeniyle Boşanma Davası (Türk Medeni Kanunu 165.Madde)

Boşanma Davalarında Kusurun Belirlenmesi

Boşanma davalarında davanın seyri açısından en önemli husus kusur tespitidir. Öyle ki boşanma davasında kusur tespiti yapılmadan boşanmaya dahi karar verilemez. Boşanma davasında kusur, taraflardan birinin evlilik birliğinin yükümlülüklerine ya da sadakat yükümlülüğüne aykırı hareketlerine göre tespit edilir. Boşanma davasında bir taraf tamamen kusurlu olabileceği gibi iki tarafında kusurlu olduğu ve kusur derecelerinin aynı ya da farklı olduğu durumlar da mevcuttur. Bu sebeple Tuzcuoğlu Hukuk Bürosu olarak boşanma avukatı vasfıyla görev aldığımız davalarda müvekkillerimizin haklarını emsal Yargıtay kararlarıyla korumayı hedefliyoruz. Kusurun tespiti tarafların tazminat ödemelerinde, dava masraflarının kime yükletileceğinde önem arz etmektedir. Örneğin diğer eşe fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, cinsel şiddet, hakaret edilmesi, ahlak ve toplumun genel geçer normlarına uymayan tekliflerde bulunulması, cinsel ilişkiden kaçınmak, eşini beğenmemek ve istememek, bağımsız konut tahsis etmemek ( eşin kayınvalidesiyle yaşaması vb.), evin giderlerine katılmamak Yargıtay kararlarında kusur sayılan davranışlardan bazılarıdır. Mahkemece, davacı ya da davalının dilekçelerinde belirttiği hususlar, görgüye dayalı tanık beyanları, raporlar değerlendirilerek kusur tespiti yapılacaktır.

Boşanma Davası Açma Süreleri

Boşanma davası açma sebeplerini yukarıda sıralamıştık. Boşanma davası açma süresi de boşanmaya sebep gösterilen sebebe bağlı olarak değişmektedir.

  • Aldatma ( Zina ) nedeniyle boşanma davası açma süresi aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren 6 ay ve her halükarda 5 yıldır. Buna göre eşinin kendisini aldattığını 01.02.2021 tarihinde öğrenen eş en geç 01.08.2021 tarihine kadar davasını açmak zorundadır. Fiilin 5 yıl sonrasında öğrenilmesi halinde ise aldatma sebebiyle boşanma davası açılamayacak ancak evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle boşanma davası açılabilecektir.
  • Hayata kast, onur kırıcı veya pek kötü davranış sebebiyle boşanma davası açma süresi 6 ay ve her halükarda 5 yıldır.
  • Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedeniyle boşanma davası açılması için belli bir süre olmayıp her zaman bu sebeple boşanma davası açılabilir.
  • Terk sebebiyle boşanma davası açmak isteyen eş boşanma davasını terk fiilinden itibaren 6 ay içerisinde açmalıdır.
  • Akıl hastalığı sebebiyle boşanma davası açmak isteyen eş her zaman boşanma davası açabilir.
  • Genel sebep olan evlilik birliğinin temelden sarsılması nedeniyle açılacak boşanma davasında süre yoktur. Her zaman açılabilir.

Boşanma Davalarının Yargıtay’da İncelenmesi

Ülkemizdeki hukuk sistemi hiyerarşik olarak 3 dereceli bir hukuk sistemidir. Yerel mahkeme kararına ilişkin üst derece mahkemesi olan istinafa başvurulabilir. İstinaf mahkemelerinin kararlarına ilişkin de temyiz yoluna başvurarak dosya Yargıtay’a taşınabilir. Yargıtay boşanma davalarında belli kıstaslar çerçevesinde dosyayı incelemektedir. En önem verilen husus kusur tespiti olup özellikle karşılıklı kusurun mevcut olduğu davalarda kimin daha fazla kusurlu olduğu önem arz etmektedir. Örneğin, eşin diğer eşe fiziksel şiddet göstermesi karşılığında şiddete uğrayan eşin hakaret etmesi halinde fiziksel şiddete uğrayan eş daha kusurlu olacaktır. Yine önemli bir diğer husus da tanık beyanlarıdır. Boşanma davası özel bir dava olup kişilerin ev hayatıyla ilgili olduğundan mahkemede dinlenen tanık beyanları önem arz etmektedir. Bu noktada tanıkların beyanları, tanık beyanlarına karşı beyanlar Yargıtay nezdinde değerlendirme kapsamına alınmaktadır. Tuzcuoğlu Hukuk Bürosu olarak boşanma davası istinaf dilekçesi, boşanma davası temyiz dilekçesi noktalarında da müvekkillerimize hizmet vermekte olup dosyanın ilk noktasından son noktasına kadar hukuki hizmet vermekteyiz.

Boşanma Davası Yargıtay Kararları

Erkeğin Başka Kadınlarla Duygusal İçerikli Konuşmalar Yapması

Dosya arasına alınan telefon konuşma kayıtlarında da birden fazla kadınla mutad sayıdan fazla konuşma kayıtlarının bulunduğu ayrıca sosyal medya hesabından da erkeğin başka kadınlarla duygusal içerikli yazışmalar yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı kadının zinaya dayalı (TMK m. 161) boşanma davasının kabul edilmesi gerekirken, yetersiz gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA…

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/23757 Esas, 2018/10860 Karar)

Kadının Facebook’ta Başka Bir Erkekle Konuşması

Somut olayda; davalı kadının facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde bulunan hesabında başka bir erkekle birlikte çekilmiş samimiyet içeren fotoğraflarını paylaşması, yine bu kişi ile aynı sosyal paylaşım sitesinde yazışmalar yapması, ayrıca aynı erkekle görüşmek için mevcut telefonundan ayrı olarak edindiği GSM hattı ile bu kişiye ait GSM hattı arasında yapılan görüşmelerin gecenin geç saatlerinde, sık ve uzun süreli olması gözetildiğinde, davalı kadının bu davranışlarının davacı erkeğin güvenini sarsacağı kuşkusuzdur.

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2014/2-813 Esas, 2016/157 Karar)

Eşin Kendisi Hakkında Söylentilere Sebep Olacak Davranışları

Koca tarafından açılan ve red ile sonuçlanan ilk davada davacı-davalı kocanın başka bir kadınla ilişkiye girdiği yönünde söylentiler çıkmasına sebep olduğu ve böylece güven sarsıcı davranışlar içerisinde girdiği kadının ise herhangi bir kusurunun bulunmadığı hususları sabit olmuştur. Ayrılık dönemi içerisinde davalı kadına atfı kabil bir kusurun varlığı kanıtlanmış değildir. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmada davalı-davacı kadının kusursuz kabul edilmesi gerekirken eşit kusurlu kabul edilmesi ve buna bağlı olarak da davalı-davacı kadının maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddi doğru olmamıştır.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2010/15924 Esas, 2011/17081 Karar)

Evin Giderine Katılmama

Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalının, evlilik birliğinin giderlerine kazancı oranında katılmadığı ve evlilik birliğine ilişkin görevlerini yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK. md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçeyle davanın reddi doğru bulunmamıştır.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2010/15534 Esas, 2011/16370 Karar)

Eşin Sürekli Borç Alması ve Ödememesi

Toplanan delillerden, davalının borçlanmayı alışkanlık haline getirdiği, evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği (TMK.m.185/2, 186/2) anlaşılmaktadır. Bu halde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan bırakmayacak nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre boşanmaya (TMK.m.166/1) karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması isabetsiz olup; bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi,  2010/14082 Esas, 2011/15367 Karar)

Geçmişte Yaşanan Olayların Üzerine Evlilik Birliğine Devam Edilmesi ve Boşanma Davasına Bu Olayların Konu Edilmesi

Türk Medeni Kanununun 166/1-2. maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının beyanlarının bir kısmı sebep ve saiki açıklanmayan soyut beyanlardan ibaret olup, bazı tanık beyanları davacıdan duyum, bazıları ise eskiye dayalı olaylar olup, bu olaylardan sonra evlilik birliği devam ettiğine göre boşanmaya esas alınamaz. Gerçekleşen bu durum karşısında, davalı erkeğin ispatlanan bir kusuru bulunmamaktadır. O halde, davacı kadının boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde kabulü usul ve yasaya aykırıdır.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2015/19830 Esas, 2016/13082 Karar)

Eşit Kusur Halinde Tazminat

Hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden bölge adliye mahkemesince tarafların kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davalı-karşı davacı kadının eşinin aile fertlerine hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda; tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davacı-karşı davalı erkeğin ağır kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi tazminata karar verilemez. Davalı-karşı davacı kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. madde koşulları oluşmamıştır. O halde davalı-karşı davacı kadının maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2019/7034 Esas, 2020/773 Karar)

Az Kusurlu Eşin Boşanmak İstememesi

4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 166. maddesi hükmünü tamamen kusurlu eşin de dava açabileceği ve yararına boşanma hükmü elde edebileceği biçiminde yorumlamamak ve değerlendirmemek gerekmektedir. Çünkü böyle bir düşünce, kimsenin kendi eylemine ve tamamen kendi kusuruna dayanarak bir hak elde edemeyeceği yönündeki temel hukuk ilkesine aykırı düşer. Diğer taraftan gene böyle bir düşünce tek taraflı iradeyle sistemimize aykırı bir boşanma olgusunu ortaya çıkarır. Boşanmayı elde etmek isteyen kişi karşı tarafın hiçbir eylem ve davranışı söz konusu olmadan, evlilik birliğini, devamı beklenmeyecek derecede temelinden sarsar, sonrada mademki birlik artık sarsılmış diyerek boşanma doğrultusunda hüküm kurulmasını talep edebilir. Öyle ise Türk Medeni Kanununun 166. maddesine göre boşanmayı isteyebilmek için tamamen kusursuz ya da az kusurlu olmaya gerek olmayıp daha fazla kusurlu bulunan tarafın dahi dava hakkı bulunmakla beraber, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurunun varlığı ve bunun belirlenmesi kaçınılmazdır. Az kusurlu eş boşanmaya karşı çıkarsa bu halin tespiti dahi tek başına boşanma kararı verilebilmesi için yeterli olamaz. Az kusurlu eşin karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmalı, eş ve çocuklar için korunmaya değer bir yararın kalmadığı anlaşılmalıdır.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2014/7257 Esas, 2014/18194 Karar)

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Sadakatsizlik

Evlilik birliğine dair yükümlülüklerden biri olan “sadakat yükümlülüğü” boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam eder. Eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışı, boşanma davasının açılmasından sonra meydana gelmiş olsa bile, bu hususun diğer eş tarafından iddiadan ibaret kalmayacak şekilde delillendirilmesi durumunda, mahkemece bu iddianın davayı etkileyen önemli bir hadise olduğu kabul edilerek üzerinde durulması gerekir. Zira sadakatsizlik iddiasının sabit olması durumunda, kusur belirlemesi ve buna bağlı olarak takdir edilecek boşanmanın sonuçlarından olan nafaka ve tazminat taleplerinin bundan etkilenmesi söz konusu olacaktır. Açıklanan sebeplerle; mahkemece yeni hadise şeklinde ileri sürülen ve davada verilen hükmü önemli ölçüde etkileyecek nitelikteki sadakatsizlik iddiasının üzerinde de durulup, sunulan delillerin incelenerek bu konuda hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde taraflardan açıklama istenilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilip gerçekleşecek sonucuna göre boşanma davasıyla boşanmanın ferileri yönünden bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2014/9135 Esas, 2014/20353 Karar)

Ev İşlerini İhmal Eden Kadının Ağır Kusurlu Sayılması

Tarafların bölge adliye mahkemesi tarafından kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre ev işlerini ihmal eden, sürekli uyuyan, çocuklara fiziksel şiddet uygulayan, eşine hakaret eden, evden zaman zaman habersiz ayrılan, tedavi olmayarak ilaçlarını kullanmayan, intihar girişiminde bulunan, sürekli ellerini yıkayan ve güven sarsıcı davranışları bulunan davalı-karşı davacı kadın, eşini sık sık gezdirmeyen, hafta sonlarını bağ evinde geçiren, eşinin kıyafetlerini kendi ailesine seçtiren, su faturasının fazla olduğu gerekçesiyle tartışmaya çıkaran, bağımsız konut temin etmeyen, ev ve eşinin ihtiyaçlarına duyarsız kalan davacı-karşı davalı erkeğe göre ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden bölge adliye mahkemesince tarafların eşit kusurlu olarak kabulü doğru bulunmamıştır. Boşamaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadın ağır kusurlu olup, bu kusurlu davranışlar aynı zamanda davacı-karşı davalı erkeğin kişilik haklarına zarar verecek niteliktedir. TMK’nun 174/2. maddesi erkek yararına oluşmuştur. Kusurun ağırlığı, tarafların ekonomik ve sosyal durumları ile hakkaniyet kurallarına gözetilerek erkek yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, bu talebinin reddi doğru bulunmamıştır. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz nafaka isteyebilir (TMK m.175/1). Davalı-karşı davacı kadın boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı-karşı davalı erkeğe göre ağır kusurlu olup, kadın yararına yoksulluk nafakasının koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddi gerekirken kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2020/617 Esas, 2020/2140 Karar)

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Evi Terk Etme

Dava, terk hukuki sebebine dayanan boşanma davasına ilişkindir. Davacı erkeğin daha önce açtığı Türk Medeni Kanunu 166/1. maddesi hukuki sebebine dayalı boşanma davası henüz kesinleşmeden, davalı eşe 31.12.2014 tarihinde tebliğ edilen 16.10.2014 tarihli noter ihtarına dayanılarak 18.09.2015 tarihinde terk sebebiyle boşanma davası açılmış ve dava kabul edilerek tarafların boşanmalarına karar verilmiştir. Daha önce açılan boşanma davası, ihtar tarihinden sonra, 22.10.2015 tarihinde kesinleşmiştir. Aleyhinde boşanma davası devam eden eş, dava süresince ayrı yaşamakta ve eve dönmemekte haklıdır. Bu süre zarfında Türk Medeni Kanununun 164. maddesi kapsamında bir terkin varlığından ve haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmemekten bahsedilemez. Bu yasal düzenlemeye göre terkin koşulları bulunmamaktadır. O halde isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2018/2221 Esas, 2018/5625 Karar)

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra İhtar

Mahkemece davalı kadının, birlikte yaşama ve birbirlerine yardımcı olma yükümlülüğüne aykırı hareket ederek eşinin, çocukları tarafından müşterek evden alınıp götürülmesini istediği, sürekli eşinden para istediği, davacı erkeğin de maddi durumu iyi olmasına karşın evlilik birliğinin son dönemlerinde malvarlığını azalttığı, tarafların müşterek kullandıkları evi sattığı gerekçesiyle davalının davacıların murisinden az kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir. Davalı kadının birlikte yaşamaktan kaçındığı, eşinden sürekli maddi taleplerde bulunduğu, davacı erkeğin ise dava tarihinden önce malvarlığını azalttığı anlaşılmakta ise de; davalı kadın tarafından boşanma dava tarihinden sonra eşinin müşterek konuta dönmesi için ihtar talebinde bulunulduğu anlaşılmaktadır. İhtar isteği, öncesindeki olaylardan dolayı ihtar edilen eşin kusurlarının affedildiğini veya en azından hoşgörüyle karşılandığını gösterir. Affedilen ve hoşgörüyle karşılanmış olan olaylardan dolayı da artık bu eşe kusur atfedilemez. O halde, kusur tespiti bakımından ölen eşin mirasçıları tarafından takip edilen davada, davalı kadının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmesi gerekir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/8667 Esas, 2016/11804 Karar)

Cinsel İlişkiden Kaçınma ve Boşanma Davasına Etkisi

Dava, boşanma istemine ilişkindir. Tarafların evlilikleri süresince sağlıklı bir cinsel ilişki kuramadıkları yapılan soruşturma ve toplanan delillerden anlaşılmaktadır. Kadında, cinsel ilişkiye engel olacak fizyolojik ve psikolojik bir rahatsızlık saptanmamıştır. Cinsel ilişkiden kaçınanın kadın olduğuna dair bir delil de mevcut değildir. Bu halde, sağlıklı bir cinsel ilişkinin gerçekleştirilememesinde erkeğin kusurlu olduğu kabul edilmelidir. O halde boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, delillerin takdirinde hataya düşülerek bu hatalı kusur belirlemesinin sonucu, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/7810 Esas, 2016/8548 Karar)

Ekonomik Şiddet Nedeniyle Boşanma Talebi

Boşanma davasında; davacı vekili, davalının kavgacı ve geçimsiz bir yapısı olduğunu, davacının çalışırken maaşını emekli olduktan sonra da emekli aylığını elinden aldığını, eline çok az bir para vererek onunla geçinmesini istediğini, tarafların uzun zaman önce birbirlerinden koptuğunu, iki yabancı insan gibi ayrı odalarda yaşamaya başladıklarını ileri sürerek, tarafların boşanmalarına, davacı lehine maddi, manevi tazminat takdirine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkemece “uzun yıllar eşinin aşırı hesaplı ve cimrilik ölçüsündeki tutumluluğuna dayanmak zorunda kalan kadının, ekonomik ve sosyal alanda özgür ve rahat yaşamak ve ekonomik şiddetten kurtulmak için açtığı davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir. Direnme kararı yerindedir.

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008/2-695 Esas, 2008/710 Karar)

Psikolojik / Duygusal Şiddet Kavramı

Dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına gerekçede yer alan açıklamalara göre tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/son maddesi uyarınca boşanmalarına karar verildiğinin anlaşılmasına, hüküm fıkrasında bu madde yerine aynı kanunun 166/1. maddesinin gösterilmesinin maddi yanılgı sonucu olup bu hususun mahallinde düzeltilmesinin mümkün bulunmasına göre davalı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.

Mahkemece “Tarafların Türk Medeni Kanunu’nun 166/4. maddesinde yer alan üç yıllık fiili ayrılık süresinde ortak hayatın yeniden kurulmadığı” gerekçesiyle boşanmalarına karar verilmiş, “Davalı kadının ortak hayatı tesis etmekten kaçındığı, yine davalının davacıya hitaben “Caddeler Süleyman gibi köpeklerle dolu” demek suretiyle duygusal şiddet içeren davranışta bulunduğu belirtilerek boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadın tam kusurlu kabul edilmiştir. Oysa, fiili ayrılığı başlatan reddedilen boşanma davasının davacı erkek tarafından açıldığı, davacı erkeğin 29.07.2010 tarihinde davadan feragat etmesi sebebiyle reddedildiği, bundan sonra tarafların bir arada yaşamadığı anlaşılmaktadır. Davacı erkeğin boşanma davasından feragati, sözü edilen davaya kadar ki olaylardan dolayı davalının kusurlu kabul edilmesine mani olur. Feragatin hasıl ettiği kesin hüküm etkisi karşısında, artık önceki olaylardan dolayı davalı kusurlu addedilemez. Mahkemece davalı kadına yüklenen diğer kusurlara davacı erkek dava dilekçesinde dayanmamış olup, dayanılmayan vakıaların hükme esas alınması mümkün değildir (HMK m. 25/1). Bu durumda reddedilen boşanma davasını açarak fiili ayrılığa sebep olan davacı erkek boşanmada tam kusurludur. Davalı kadına atfedilebilecek bir kusur gerçekleşmemiştir. Hal böyle iken davalı kadının tam kusurlu bulunması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere davacı erkek boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tam kusurlu olup, kadın boşanma sonucu eşinin maddi desteğini yitirecektir. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu’nun 174/1. maddesi koşulları oluşmuştur. Davalı kadının tam kusurlu olduğunun kabulü ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı kadının maddi tazminat talebinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2020/440 Esas, 2020/1390 Karar)

Eşin Diğer Eşle Dalga Geçmesi veya Alay Etmesi

Eşlerin birbirlerinin her türlü özellikleriyle alay etmeleri küçültücü davranışlardan bulunmakla duygusal şiddete yönelik bir davranıl olduğundan evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma davasında boşanma sebebi sayılmaktadır. Eşin kilosuyla alay etmek, bana yakışmıyorsun şişko, yiye yiye dana gibi oldun, vb. demek, organlarıyla alay etmek, görüntüsüyle alay etmek boşanma sebebidir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2016/6232 Esas, 2017/11551 Karar)

Eşin Hastalığı İle İlgilenmemek

Davacının, davalı eşinin yaşamsal önem taşıyan böbrek ameliyatı ile herhangi bir şekilde ilgilenmemesi, kişilik haklarına saldırı niteliğindedir. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldın teşkil ettiği anlaşılmaktadır.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2005/9973 Esas, 2005/10409 Karar)

Ekonomik Yönden Zor Dönemlerden Geçilirken Eşlerden Birinin Lüks Harcamalar Yapması

Somut olayda, bozma öncesi verilen 12.12.2013 tarihli kararda; davacı-birleşen davalı kadının eşinden tekrar Kuşadası’na dönmesini ve orada yaşamaya devam etmesini istemesi, davalı-birleşen davacı erkeğin ise eşini tehdit etmesi gerekçesiyle karşılıklı açılan boşanma davalarının tarafların eşit kusurlu olmaları sebebiyle kabulüne karar verilmesine karşın direnme kararında; davacı-birleşen davalı kadının eşinden tekrar Kuşadası’na dönmesini ve orada yaşamaya devam etmesini istemesi, aile ekonomik yönden zor bir dönem geçirirken lüks sayılabilecek harcamalar yapması, davalı-birleşen davacı erkeğin ise eşini tehdit etmesi ve eşine hakaret etmesi gerekçesiyle tarafların eşit kusurlu oldukları kabul edilmiştir.

(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/2284 Esas, 2020/19 Karar)

Eşin Ailesine Karşı Kötü Davranışlar Sergilemek

Bölge adliye mahkemesince, davacı-davalı erkeğin manevi anlamda bağımsız konut temin etmediği, kadının kardeşlerinin müşterek eve gelmesini istemediği, davacı-davalının annesinin davalı-davacının misafirlerine kötü davrandığı ve davacı-davalının babasının davalı-davacının anneannesini evden kovduğu, davalı davacı kadının ise müşterek konutta bulunan ev eşyalarına zarar verdiği, davacı-davalıya hakaret ve küfür ettiği, davacının ailesini tehdit ettiği, davacı ve ailesine lanet okuyup beddua ettiği, gerçekleşen olaylarda erkeğin ağır kusurlu olduğu belirtilerek ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurmak suretiyle, davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne…

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, 2019/6392 Esas, 2020/1066 Karar)

Eşe Karşı Kasten Yaralama Suçu

İlk derece mahkemesince davacı-karşı davalı erkek tam kusurlu bulunarak erkeğin boşanma davasının reddine, kadının karşı boşanma davasının kabulüne ve boşanmanın fer’ilerine karar verilmiş, davacı-karşı davalı erkeğin istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, bölge adliye mahkemesince erkeğe isnat edilip ispatlanmış af kapsamına girmeyen herhangi bir maddi vakıa olmadığı, kadının ise dava tarihinden dört gün önce erkeği bıçakla yaraladığının sabit olduğu, kadının tam kusurlu, erkeğin ise kusursuz olduğu gerekçesiyle erkeğin boşanma davasının kabulüne, kadının davasının reddine ve velayeti anneye verilen ortak çocuklar lehine tedbir ve iştirak nafakasına, kadın lehine tedbir nafakasına, kadının yoksulluk nafakasının reddine, erkek lehine 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi tazminata karar verilmiş, istinaf kararı davalı-karşı davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan incelemede; davalı-karşı davacı kadının dilekçesinde şiddet vakıasına dayandığı, kadının tanıklarından Keziban ve Sezen’in beyanlarına göre erkeğin kadına şiddet uyguladığı sabittir. Gerçekleşen bu durum karşısında, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu davalı-karşı davacı kadının tam kusurlu olduğunun kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2019/5121 Esas,  2019/12530 Karar)