Hırsızlık Suçu

Hırsızlık Suçu

Günümüzde ceza yargılamalarında en çok karşımıza çıkan suç tiplerinden biri de Hırsızlık suçudur. Hırsızlık suçu tarih olarak ilkel dönemlerden itibaren var olan, her medeniyetin farklı cezalandırma araçları öngördüğü, günümüzde Türk Ceza Kanunu’nun 141.maddesinde düzenlenmiş olup aynı zamanda aynı mevzuatın 142.maddesinde de nitelikli hali düzenlenmiştir. Hırsızlık suçunun basit veya nitelikli haline göre ağır cezalara hükmolunduğu düşünüldüğünde savunma anlamında bir ceza avukatı tarafından yardım alınmasında fayda olduğu kanaatindeyiz. Aşağıdaki yazımızda suçun unsurları ile birlikte dosyalarımızda kullandığımız bazı emsal Yargıtay kararlarına da değineceğiz.

Hırsızlık Suçu Nedir?

Hırsızlık suçu, bir başkasının zilyedi(fiili hakimiyetinde bulunması anlamında) olduğu taşınır bir eşyanın zilyedin rızası dışında, kendisine ya da başkasına yarar sağlama amacıyla bir yerden alınmasıdır. Nitelikli hırsızlık suçu ise hırsızlık suçunun daha özel koşullarda işlenmesi, suçun işlenmesinde özel araç gereçlerden faydalanılması, kamu güveninin sağlanması gibi koşullar altında gerçekleşmektedir. Hırsızlık suçu, malvarlığına karşı suçlar başlığı altında tanzim edilmiştir.

Yargıtay’ın 2002 yılında vermiş olduğu bir karara göre hırsızlık suçunun meydana gelmesi için;

  • Malın başkasına ait olması,
  • Taşınabilir ( taşınır ) olması,
  • Mal sahibinin ya da zilyedinin rızasının bulunmaması,
  • Malın bulunduğu yerden faydalanmak amacıyla alınması gerekir.(CGK, 2002/377 Karar)

Burada özellikle değinmek istediğimiz bir husus da basit hırsızlık suçunun uzlaşma kapsamında olduğudur. 6763 sayılı kanunla birlikte basit hırsızlık suçu uzlaşma kapsamına alınmış ve CMK m.253/1.b-6 gereği uzlaştırma hükümlerinin uygulanması gerekmiştir.

Ayrıca hırsızlık suçu şikayete tabi olmayıp re’sen soruşturulması ilgili makamlarca yapılmaktadır. Ayrıca hırsızlık suçu, asliye ceza mahkemesi tarafından yapılmaktadır.

Dikkatinizi Çekebilir: Kasten Yaralama Suçu

Hırsızlık Suçunun Unsurları

  1. Suçun Maddi Unsuru: Hırsızlık suçu yukarıda zikrettiğimiz üzere bir taşınır malın bir yerden alınmasıdır. Bu noktada yasal zilyedin zilyetliği sona erdirilmekte olup tasarruf yetkisi imkansız hale gelmektedir. Malın alınması esnasında cebir veya tehdit kullanılması halinde hırsızlık suçu değil yağma suçu oluşacaktır. Hırsızlık suçunda zilyetliğin tamamen faile geçmiş olması gerekmekte olup mağdur ya da zarar görenin tasarruf yetkisinin suça konu eşya üzerinde devam etmesi halinde suç oluşmayacaktır. Örneğin bir kadının çantasının koşarak alınması durumunda kadının hırsıza yetişmesi ve çantasının üzerindeki zilyetliğinin tekrardan başlaması halinde hırsızlık suçu tamamlanmış sayılmayacak burada hırsızlık suçuna teşebbüs şartlarına bakılacaktır.
    Hırsızlık suçuna konu eşyanın zilyet veya maliğin rızasının dışında alınması bu suçun en önemli şartıdır. Rızanın varlığı halinde hırsızlık suçu oluşmayacak güveni kötüye kullanma suçu gibi suçların oluşup oluşmayacağı da somut olay üzerinde incelenecektir.
  2. Suçun Manevi Unsuru: Hırsızlık suçu kasten işlenebilen suç olduğundan suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Ancak burada değinmek istediğimiz bir diğer husus failin kendisine veya başkasına yarar sağlama amacının da bulunmasının kanun koyucu tarafından şart koşulduğudur. İşbu düzenlemeyle genel kast haricinde ayrıca failin özel kastının da varlığının somut olayda aranması gerekmektedir.
  3. Fail ve Mağdur Unsurları: Suçun faili herkes olabileceği gibi mağdur da herkes olabilecektir. Bu noktada özel bir şart aranmamıştır.

Basit Hırsızlık Suçu ve Cezası

Hırsızlık Madde 141-

(1) Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alan kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

Basit hırsızlık suçu, açıkta bırakılan eşyalar üzerinde yapılan hırsızlık eylemini düzenlemektedir. Umuma açık, park, bahçe, sokak gibi yerlerde yer alan eşyaların hırsızlık eylemine konu eşyalar olması halinde basit hırsızlık suçunun oluşacağı kabul edilmiştir. Buradaki en önemli nokta hırsızlık suçuna konu eşyanın tabiatı gereği açıkta kalması gereken eşya olması halinde hırsızlık suçunun basit halinin değil nitelikli halinin oluşacağıdır.

Yargıtay uygulamalarına göre bazı basit hırsızlık suçunun konusu oluşturan fiiller;

  • Kontak anahtarı üzerinde bulunan aracı çalma(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2019/10858 Karar)
  • Camı açık araçtan hırsızlık(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/2179 Karar)
  • İşyerinin kapısı olmayan ve açık yeri(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2018/497 Karar)
  • Bina vasfında olmayan kafeden hırsızlık(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2017/7510 Karar)
  • Parayı bankamatikten alıp kaçmak(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2013/11443 Karar)
  • Marketin dışındaki tezgahtan meyve çalmak(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2014/1208 Karar)
  • İnşaatta çalışan işçilerin, açıkta bırakmış oldukları kişisel eşyalarının çalınması,
  • Tarım mevsimi dışında tarlalarda bırakılan tarım araçlarının çalınması,
  • İnşaata bırakılan inşaat malzemeleri dışındaki eşyalarının çalınması,
  • Plajlarda açık alanda bırakılan eşyalarını çalınması,
  • Parkta oturan bir kişinin, bankın üzerine koyduğu çantasının çalınması,.

Basit hırsızlık suçunun oluşması ve uzlaşmanın sağlanmaması halinde hükmolunacak ceza 1 yıl ile 3 yıl arasında olacaktır.

Nitelikli Hırsızlık Suçu

Nitelikli hırsızlık

Madde 142- (1) Hırsızlık suçunun;

  1. a) Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında,
  2. b) (Mülga: 18/6/2014-6545/62 md.)
  3. c) Halkın yararlanmasına sunulmuş ulaşım aracı içinde veya bunların belli varış veya kalkış yerlerinde bulunan eşya hakkında,
  4. d) Bir afet veya genel bir felaketin meydana getirebileceği zararları önlemek veya hafifletmek maksadıyla hazırlanan eşya hakkında,
  5. e) Adet veya tahsis veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında,
  6. f) (Mülga: 2/7/2012-6352/82 md.) İşlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(2) Suçun;

  1. a) Kişinin malını koruyamayacak durumda olmasından veya ölmesinden yararlanarak,
  2. b) Elde veya üstte taşınan eşyayı çekip almak suretiyle ya da özel beceriyle,
  3. c) Doğal bir afetin veya sosyal olayların meydana getirdiği korku veya kargaşadan yararlanarak, d) Haksız yere elde bulundurulan veya taklit anahtarla ya da diğer bir aletle kilit açmak veya kilitlenmesini engellemek suretiyle,
  4. e) Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle,
  5. f) Tanınmamak için tedbir alarak veya yetkisi olmadığı halde resmi sıfat takınarak,
  6. g) Büyük veya küçük baş hayvan hakkında,
  7. h) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır. (3) Suçun, sıvı veya gaz hâlindeki enerji hakkında ve bunların nakline, işlenmesine veya depolanmasına ait tesislerde işlenmesi halinde, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ceza yarı oranında artırılır ve onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

(4) (Ek: 6/12/2006 – 5560/6 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi amacıyla konut dokunulmazlığının ihlâli veya mala zarar verme suçunun işlenmesi halinde, bu suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet aranmaz.

(5) (Ek: 18/6/2014-6545/62 md.) Hırsızlık suçunun işlenmesi sonucunda haberleşme, enerji ya da demiryolu veya havayolu ulaşımı alanında kamu hizmetinin geçici de olsa aksaması hâlinde, yukarıdaki fıkralar hükümlerine göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.

Hırsızlık Suçunda Cezayı Arttıran veya Azaltan Nedenler

Hırsızlık suçunun gece vakti işlenmesi halinde hem basit hırsızlık yönünden hem de nitelikli hırsızlık yönünden verilecek ceza yarı oranında arttırılır. Bu noktada gece vaktinin havanın kararması itibariyle başladığını kabul eden Yargıtay uygulamaları mevcuttur.

Hırsızlık suçuna konu eşyanın ortak mülkiyete tabi mal olması veya hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla alınması halinde verilecek ceza 2 aydan 1 yıla kadar olacaktır. Bu noktada suçun bu özel halinin şikayete tabii olduğunu hatırlatma fayda olduğu kanaatindeyiz.

Hırsızlık suçunda hırsızlık suçuna konu eşyanın değerinin azlığı halinde ise cezada indirim hükümlerinin uygulanabileceği gibi cezaya hükmedilememe seçeneği de hakim tarafından değerlendirilebilir.

Dikkatinizi Çekebilir: Mühür Bozma Suçu Nedir?

Hırsızlık Suçunda Etkin Pişmanlık Hükümlerinin Uygulanması

Hırsızlık suçu malvarlığına karşı suçlardan olup Türk Ceza Kanunu’nun 168.maddesinde yer alan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma alanı bulabileceği suçlardandır. Bu noktada ilgili madde hükmünü işbu yazımıza eklemekte fayda görmekteyiz.

Etkin pişmanlık Madde 168 –

 (1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs, suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir.

(2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.

(3) Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.

(4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır.

Hırsızlık Suçunun İade Edilme İsteğiyle Kullanma Amacıyla Gerçekleşmesi

Hırsızlık suçuna konu eşyanın geçici bir süre kullanıp iade etmek amacıyla alınması halinde kullanma hırsızlığı suçu oluşacaktır. İşbu suçun hükümleri TCK 146.maddede düzenlenmiştir. Suça konu eşyanın tüketilebilir bir eşya olması halinde iadesi mümkün olmayacağı ve kullanma hırsızlığı suçunun koşulunun iade olması nedeniyle genel hırsızlık hükümleri uygulanacaktır.

Hırsızlık Suçu Yargıtay Kararları

Kamu Kurum ve Kuruluşlarında ya da İbadethanelerde Yer Alan Eşyaların Çalınmasında Uygulanacak Madde Hükmü

İşlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşması halinde uygulanma imkanı bulunan TCK’nun 44. maddesinin, bir fiil ile aynı suçun daha ağır veya daha hafif cezayı gerektiren birden fazla nitelikli halinin ihlal edilmesi durumunda uygulanması mümkün değildir. Dolayısıyla aynı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerine ilişkin düzenlemeleri içeren TCK’nun 142. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve 2. fıkrasının (h) bentleri arasında farklı neviden fikri içtima ilişkisinden söz edilemeyecektir. Görünüşte içtima kuralları yönünden ise hırsızlık suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerine ilişkin düzenlemeleri içeren TCK’nun 142. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve 2. fıkrasının (h) bentleri arasında tüketen-tüketilen veya asli-tali norm ilişkisinin bulunmadığı kuşkusuzdur. Özel-genel norm ilişkisi bakımından ise anılan bentler, hırsızlık suçunun temel şeklinin düzenlendiği TCK’nun 141. maddesine nazaran özel norm niteliğinde bulunmakla birlikte, kendi aralarında bu türde bir görünüşte içtimaya konu olamayacaklardır. Öte yandan, kanun koyucunun ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından, eylemin haksızlık içeriğine ve suçla korunan hukuki değere göre hangi çeşit ve ölçülerde ceza verileceğini belirleme yetkisi vardır. Bu şekilde cezanın caydırıcılık fonksiyonunun da işlerlik kazanması sağlanacaktır. Nitekim, kanun koyucu hırsızlık suçunun mağdurlar ve toplum üzerindeki etkisini göz önüne alarak 6545 sayılı Kanun ile Türk Ceza Kanununun 142. maddesinin 1 ve 2. fıkralarındaki nitelikli hallere ilişkin cezaları artırmış, ilga ettiği TCK’nun 142. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde yer alan nitelikli halin haksızlık içeriğinin daha fazla olduğunu kabul edip, daha ağır ceza öngören 142. maddenin 2. fıkrasına (h) bendi olarak eklemiştir. Kanun koyucu, hırsızlık suçunun ibadete ayrılmış yerlerde bulunan eşya hakkında işlenmesi haline özel bir önem atfederek bu durumu cezayı artıran nitelikli hal olarak kabul etmiştir. İbadete ayrılmış yerin bina niteliğinde olmasında bir zorunluluk bulunmadığı göz önüne alındığında, suçun bina vasfında olmayan ibadete ayrılmış yerlerde işlenmesi durumunda bu nitelikli halin uygulanacağında bir şüphe bulunmamaktadır. İbadete ayrılmış yerin bina vasfında olması durumunda ise bu yerin bina niteliği esas alınmaksızın daha az cezayı öngören 142. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin uygulanması, aynı maddenin 2. fıkrasının (h) bendinin ancak bu yerlerin ibadete ayrılmış yer vasfını kaybetmesinden sonra tatbik edilmesi sonucunu doğuracaktır ki bu durum kanun koyucunun iradesine aykırılık teşkil edecektir.Buna göre;

Köprülü Mehmet Paşa Camii içerisinde bulunan tabloyu çalmak suretiyle TCK’nun 142. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde düzenlenen “Kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında” ve 2. fıkrasının (h) bendinde düzenlenen “Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında” olmak üzere hırsızlık suçunun iki farklı nitelikli halini ihlal eden sanığın, suçun daha ağır cezayı içeren nitelikli hali olan TCK’nun 142. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendi uyarınca cezalandırılması gerekmektedir. Bu itibarla, yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına ilişkin Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.

(Ceza Genel Kurulu, 2016/833 Esas, 2017/115 Karar, 28.02.2017 Tarih)

Durakta Bulunan Dolmuş İçerisinde Hırsızlık Eylemi

Dolmuş duraklarında kapıları açık park halinde bulunan mağdura ait dolmuş içerisinden hırsızlık yapmaya teşebbüs eden sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 142/1-c maddesine uyduğu halde yazılı şekilde uygulama yapılarak eksik ceza tayini, Bozmayı gerektirmiş, sanık …’in temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğname gerekçesine aykırı olarak BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının korunmasına, 08.03.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2020/7137 Esas, 2021/4024 Karar)

Kapıları Kilitli Olmayan Kargo Aracından Bir Şey Çalınması

12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuğun, olay günü …. Kargo’ya ait kapıları kilitli olmayan aracın içerisinden bir paketi alarak uzaklaştığının anlaşılması karşısında eylemine uyan, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-c, 31/2. maddesinde tanımlanan hırsızlık suçu için, aynı Kanun’un 66/1-e, 66/2. maddelerine göre hesaplanan 4 yıllık asli dava zamanaşımının 22/12/2015 olan karar tarihinden inceleme tarihine kadar geçmiş bulunması,Bozmayı gerektirmiş(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/10958 Esas, 2021/3292 Karar)

Adet veya Tahsis Amaçlı veya Kullanımları Gereği Açıkta Bırakılmış Eşya Hakkında Hırsızlık Suçunun İşlenmesi

Belirtilen bentteki suçun oluşabilmesi için, hırsızlık fiilinin âdet veya tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında işlenmesi gerekmekte olup, bu bölüme ilişkin madde gerekçesinde de; “fıkranın (e) bendinde, âdet veya tahsis ve kullanım gereği açığa bırakılmış olan eşya hakkında hırsızlık suçunun işlenmesi, bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Tarlalarda bırakılan tarım araçları, inşaat yerine yığılan malzeme, bu kapsama giren eşyaya örnek olarak gösterilebilir. Bunların çalınmalarında kolaylık bulunması, bu nitelikli hâlin kabulünde etken olmuştur” şeklinde açıklamalara yer verilmiş, böylece maliklerince her türlü denetim, gözetim ve önlemden yoksun olan, sahiplerince sürekli biçimde korunmalarındaki zorluk nedeniyle açık alanda bulunan eşyanın başkaları tarafından alınabilmesinin kolaylığını dikkate alan bir düzenleme yapılmıştır.

Suçun konusu açıkta bırakılmış eşya olup, “açıkta bırakılmış eşya” ifadesinden özel alanlar dışında kalan caddeler, sokaklar, parklar, bahçeler, tarlalar, sahil kenarları ve bunun gibi yerlerde bırakılmış eşyalar akla gelmelidir. Bununla birlikte maddedeki nitelikli hâlin oluşması için, eşyanın açıkta bırakılması yeterli olmayıp, hangi nedenle açıkta bırakıldığının araştırılması ve âdet veya tahsis ya da kullanımları gereği açıkta bırakılma şartlarının da aranması gerekecektir.

5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinde yer alan nitelikli hırsızlığın karşılığı 765 sayılı TCK’nun 491/2. maddesinde; “adet muktezası olarak yahut tahsis ve istimalleri itibarıyla umumun tekafülü altında bulunan eşya hakkında hırsızlık” olarak düzenlenmiştir. İki madde birbiriyle paralel hükümler içermekte ise de, umumun tekafülü ya da kamunun güvencesine bırakılma şeklinde ifade edilen unsur 5237 sayılı TCK’nun 142/1-e maddesinde bulunmadığından, açıkta bırakmanın âdet, tahsis ya da kullanım gereği nedenlerine dayandığının tespiti yeterli kabul edilmiş ve böylece nitelikli hâlin uygulama alanı 765 sayılı TCK’na göre genişletilmiştir.

Öğretideki görüşlere göre “âdet”; toplumda süreklilik kazanan, alışkanlık oluşturan ve genellik karakterini taşıyan, kamu düzenine, kanunlara ve ahlaka aykırı olmayan, uygunlukları nedeniyle kanunlarca korunabilir nitelikteki yaygın davranış biçimi olarak tanımlanmış olup, zamana, yere ve bölgeye göre değişebileceği ancak kişisel alışkanlıkları kapsamadığı kabul edilmektedir.

“Tahsis” kelimesi, eşyanın bir iş için özgülenmesi, ayrılması, belirlenmesi ve hasredilmesi anlamına gelmektedir ki, parka gelenlerin oturmasına tahsis edilmiş durumda olan banklar bu kapsamda değerlendirilmelidir.

“Kullanım gereği” ibaresi ile, eşyanın kullanılması için açıkta bırakılmasının zorunlu olduğu durumları kastedilmekte olup, söz konusu eşyanın amacına uygun kullanılabilmesi ve kendisinden beklenen fonksiyonu yerine getirilebilmesi için açıkta durmasının gerekli olduğu hallerde bu nitelikli hâl uygulanacaktır.

Doktrindeki yaygın görüşlere göre, suça konu eşyanın genel ve kamuya açık bir yerde bulunmayıp herkesin rahatlıkla girip çıkamayacağı bir yere bırakılması, açıkta bırakılmasının adet veya tahsis ya da kullanımları gereği zorunlu olmaması, sahibi veya zilyedi ya da onlar adına başkasının gözetimi altında olması, ebat ve ağırlığı gereği çalınmasının normalin üstünde bir güç ve teknik gerektirmesi durumlarında söz konusu nitelikli hâlin uygulanmayacağı kabul edilmekte, elektrik ve telefon direkleri, çeşmeler, elektrik lambaları, demir yollarındaki raylar, tarlalardaki tarım araçları ve toplandıktan sonra bırakılan mahsuller, deniz kıyısında bırakılan kayıklar ve ağlar, trafik işaret ve lambaları, inşaata bırakılan inşaat malzemeleri ve demirler, anıtlara bırakılan çelenkler, yol kenarlarına yığılan taş ve çakıllar, gemilerdeki can yelekleri ve filikalar, binalar üzerindeki paratonerler, sel ve baskınların önlenmesi için yapılmış duvar taşları ve kapaklar, deprem anında acil müdahale için gerekli malzemelerin bulunduğu deprem konteynırları bu nitelikli hâl kapsamında bulunan eşyalara örnek olarak gösterilmektedir. (Sulhi Dönmezer, Mala Karşı Cürümler, Beta Yayınevi, 2001, s.388, Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2010, s. 1410; İsmail Malkoç, Yeni Türk Ceza Kanunu, Malkoç Kitapevi, 2005, s.938; Kubilay Taşdemir, Ramazan Özkepir, Sahtecilik ve Mala Karşı Cürümler, Adil Yayınevi, 1999, s.332)

(Ceza Genel Kurulu, 2014/445 Esas, 2017/556 Karar)

Açıkta Bırakılan Motosiklet Hırsızlığının Nitelikli Hırsızlık Suçu Olarak Değerlendirilmesi

Dosya kapsamına göre, sanık …’in dosyanın diğer sanıkları ile birlikte müştekilere ait açıkta bulunan motosikletleri çalma şeklindeki eylemleri nedeniyle Çorlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 5237 sayılı Kanun’un 142/1-e maddesi gereğince kamu davası açıldığı, Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın anılan Kanun’un 141/1. maddesi gereğince cezalandırılmasına karar verildiği, bu karar her ne kadar temyiz edilmeksizin kesinleşmiş ise de, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/04/2015 tarihli 2014/2-641 esas, 2015/103 sayılı kararında yer alan “ Sabit bir noktaya bağlı olmaksızın açık alanda park halinde bırakılan motosikletlerin çalınması eyleminin açıktan basit hırsızlık suçunu oluşturduğu 2011 yılına sürdürülen yargısal uygulamalarda kabul edilegelmiş ise de; kullanımları ancak sokaklar ve caddeler gibi açık alanlarda olan, sayıları gün geçtikçe de çoğalan, her zaman ve özellikle gün içinde otopark ya da bina içlerine park edilmeleri mümkün olamayan, cadde kenarlarına tedbir alınmaksızın park edilmeleri zorunluluk haline gelmiş bulunan motosikletlerin kullanım gereği açıkta bırakılmalarının kaçınılmaz olduğunun, buna göre de hırsızlı k konusu olduklarında 5237 sayılı TCK’nın 142. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde düzenlenen nitelikli halin oluştuğunun kabulü gerekmektedir.” şeklindeki açıklamalar karşısında, sanığın eylemine ilişkin suç vasfında yanılmanın sonraki hukuksal değerlendirmelerde kazanılmış hak sağlamayacağı, sanığın üzerine atılı nitelikli hırsızlık suçunun 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesi kapsamında uzlaşma kapsamında olmadığı gözetilmeden, itirazın reddi, yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunmuştur.

(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2018/803 Esas, 2018/2654 Karar)

Kilitli Elektrikli Bisikletin Çalınması Üzerine Uygulanacak Kanun Maddesi

Kilidin, taşınır veya taşınmaz bir malı muhafaza etmeye yarayan anahtar ya da ona benzer bir alet kullanılmak suretiyle aktif hâle gelen bir mekanizma olduğu hususu göz önüne alınarak, TCK’nın 142. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendinde yazılı bulunan kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunun oluşabilmesi için kilidin suça konu eşyayı muhafaza etmeye yönelik olmasının gerektiği, kilitli olmakla birlikte kilitleme sisteminin muhafaza altına almayı sağlamadığı bir durumda kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşyadan bahsedilemeyeceği, bu bağlamda, kontak anahtarının kapatılması suretiyle aktif hâle gelen direksiyon kilidinin, suça konu elektrikli bisikleti muhafaza etmeye yönelik olmayıp sadece motorun çalışma sistemini durdurucu bir etkiye sahip olduğu, ayrıca bu kilide müdahale edilmeden veya etkisiz hâle getirilmeden de suça konu elektrikli bisikletin çalınmasının mümkün olduğunun anlaşılması karşısında, sanığın eyleminin TCK’nın 142/2-h maddesinde yazılı bulunan kilitlenmek suretiyle muhafaza altına alınmış eşya hakkında hırsızlık suçunu değil, aynı Kanun’un 142/1-e maddesinde düzenlenen kullanımı gereği açıkta bırakılmış eşya hakkında hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.

(Ceza Genel Kurulu, 2019/632 Esas, 2020/212 Karar)

İnşaat Alanında Yer Alan İnşaat Malzemelerinin Çalınması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Sanıkların, inşaat alanındaki, adet veya kullanımları gereği açıkta bırakılmış 6 adet demir direk, 4 adet yuvarlak plastik direk kalıbı, 1 adet boş kireç bidonunu çalmaları şeklindeki eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 142/1-e maddesinde tanımlanan suçu oluşturduğu gözetilmeden, sanıklar hakkında aynı Kanun’un 141/1. maddesiyle hüküm kurularak eksik cezaya hükmolunması karşı temyiz bulunmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.

(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2014/33943 Esas, 2017/505 Karar)

Akü Hırsızlığı

Müştekinin şoför olarak çalıştığı şirket adına kayıtlı park halindeki tankerde bulunan akülerin çalınmaya teşebbüs edilmesi şeklindeki eylemin, aküler kilit altında ise TCK’nın 142/1-b maddesi; değilse kullanım gereği açıkta bırakılmış akülerin TCK’nın 142/1-e maddesi kapsamında kaldığı halde aynı Yasanın 141/1 maddesi uyarınca uygulama yapılması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suçun suça sürüklenen çocuk tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.

(Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 2014/22594 Esas,  2015/7961 Karar)

İnternet Bankacılığı Şifresini Kırarak Havale Yapılması

Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.11.2009 gün ve 193/268 sayılı kararında açıklandığı üzere; müştekinin kredi kartı hesabına oluşturulan internet bankacılığı yoluyla girip banka hesabına para havale ederek ve başka bir kredi kartı hesabına para yatırmaktan ibaret eylemlerin, suç tarihi itibariyle 5237 sayılı TCK.nın 142/2-e maddesinde öngörülen “bilişim suretiyle hırsızlık” suçunu oluşturacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde, TCK’nın 245/1 maddesi uyarınca mahkumiyet hükmü kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA…

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2021/23 Esas, 2021/14600 Karar)

Bilişim Sistemleri Kullanılarak Hırsızlık Suçu

“Bilişim suçları öğretide ve uygulamada öncelikle;

a)Doğrudan bilişim suçu (gerçek bilişim suçlan)

b)Dolayısıyla bilişim suçu (bilişim bağlantılı suçlar)biçiminde tasnife tabi tutulmuştur. Türk Ceza Kanunu’nda da bu sistem kabul edilmiştir. Şöyle ki:

Bilişim sisteminden amaç, verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işleme tabi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Bilişim alam ise, bilgileri depo ettikten sonra bunları otomatik olarak işleme tabi tutan sistemlerden oluşan alanlardır. Ceza Yasası’nın 2. Kitap, 3. Kasım, 10. Bölümünde ‘Bilişim Alanında Suçları başlığında 243. maddede ‘Bilişim Sistemine Girme; 244. maddede ‘Sistemi Engelleme, Bozma, Verileri Yok Etme veya Değiştirme,245. maddede’ Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması, düzenlenmiştir.

Dolayısıyla bilişim suçlan ise, klasik suçların bilişim sistemlerinden yararlanılarak işlenmesi olup, bu suçların nitelikli şekli olarak o suçla ilgili bölümlerde yer almaktadır. TCK’nın 112, 113, 125, 132, 133, 134, 135, 136, 138, 142/2-e, 158/1-f, 213-218, 226, 228 vs maddelerinde yazılı suçların bilişim sistemleri kullanılarak işlenmesi mümkündür. Bu suçlardan davayı ilgilendiren ve sanığın eylemine uygun bulunan suç, TCK’nın 142/2-e maddesinde öngörülen ‘bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık, suçu olup, bu suç üzerinde durulacaktır.

TCK’nın 244. maddesinin bir ve ikinci fıkralarında klasik mala zarar verme suçunun özel bir şekli düzenlenmiş, 3. fıkrada nitelikli haline, 4. fıkrada ise haksız çıkar sağlanmasına yer verilmiştir. Bilişim sistemlerinin veya verilerin zarar görmesi halinde, kişinin malvarlığında bir azalma meydana geleceği gibi toplumun ‘bilişim sistemlerinin işleyişine olan güvenleri ve ekonomik düzenin sağlıklı işleyişi etkilendiği bilişim sistemlerinin zarar görmeden işler durumda bulunmasında toplumsal yarar olduğu için yasanın ‘topluma karşı işlenen suçlar’ kısmına alınmıştır. Maddede yazılı suçun oluşması için, bir bilişim sisteminin işleyişine yönelik engelleyici ve zarar verici fiiller bulunmalıdır. Diğer bir anlatımla bilişim sistemine yapılan müdahalelerle sistemin; veri işleme fonksiyonunu yerine getirmesi engellenmeli, fonksiyonunu tamamen veya kısmen kaybetmeli veya verilere zarar verilmelidir.

Maddenin 4. fıkrasında kabul edilen bilişim sistemi aracılığıyla haksız yarar sağlama suçu, bileşik suç olup, 1 ve 2. fıkrada yazılı suçların işlenerek bir çıkar sağlanması halinde gerçekleşecektir. Yani failin, bilişim sisteminin işleyişini engellemesi, bozması, verileri yok etmesi, değiştirmesi, bozması, erişilmez kılınması, sisteme veri yerleştirip veya mevcut verileri başka yere göndermesi sonucu kendisine ya da bir başkasına haksız çıkar sağlaması hallerinde bu suç oluşacaktır.

Ayrıca maddede ‘başka bir suçu oluşturmaması halinde’ denilerek ‘tali norm’ niteliğinde bir düzenleme yapılmıştır. Yani bilişim sistemleri aracılığıyla bir çıkar sağlandığında öncelikle bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık, bilişim sistemlerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık, zimmet gibi asli (birinci derecede)olan önce uygulanması gereken bir başka suçun oluşup oluşmadığı tartışılmalı, eylem başka bir suçu oluşturmamışsa, o zaman TCK’nın 244/4. maddesi irdelenmelidir.

Temyiz davasına konu olan olayda sanık, bilişim sistemine zarar verme veya verileri yok etme, bozma, erişilmez kılma amacıyla hareket etmemektedir. Hedefi bilişim sistemi olmayıp, amacı bilişim sistemini kullanarak şikayetçinin bankadaki parasını çalmak, ele geçirmektir. Tamamıyla malvarlığına yöneliktir. Bu amaçla yani şikayetçinin parasına ulaşmak için bankanın sistemine girmiş, banka sistemi ve verilere yönelik bir eylemde bulunmamış, hesaptaki parayı kendi hesabına havale etmiştir. Hırsızlık suçu bilişim sisteminden yararlanılarak işlenmiş olup, dolaylı bilişim suçu mevcuttur ve sanığın eylemi tali norm niteliğinde bulunan 244/4. maddesindeki suça uygun olmayıp, daha ağır cezayı gerektiren 142/2-e maddesindeki suça uygun bulunmaktadır. Yüksek Yargıtay Altıncı Ceza Dairesi’nin görüşü de bu doğrultudadır.

Öte yandan, eylemin 765 sayılı Ceza Yasası döneminde 525/b-2 maddesine uygun bulunması, yeni yasada bu suçun karşılığı olan 244/4. maddenin uygulanmasını gerektirmemektedir. Çünkü 765 sayılı Yasa’da 525/b maddesi asli norm olarak düzenlenmiştir ve 765 sayılı Yasa’da’ bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık’ suçuna yer verilmemiştir. Hırsızlık bölümünde düzenleme bulunmadığı için 525/b maddesinin uygulanması zorunlu olup, yasaya uygundur. Nitekim 5237 sayılı Yasa’da bazı suçlar, 765 sayılı Ceza Yasası’ndan farklı düzenlenmiştir. Bina dahilinde hırsızlık suçu, bileşik suç olmaktan çıkarılmış, iki ayrı suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Kendiliğinden hak alma, kavga, kavgada silah gösterme, ticarete hile karıştırma, karşılıksız yararlanma suçlan da 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda olduğu gibi düzenlenmemiştir. Bu itibarla sanığın eylemi 765 sayılı TCK’nın 525/b-2. maddesine uygun bulunsa bile, bu suçun karşılığı olan 5237 sayılı Yasa’nın 244/4. maddesinin düzenleniş biçim, sistem ve verilere zarar verme amacı olmayıp, paranın alınarak suçun mal varlığına karşı işlenmesi ve 525/b maddesinde olmayıp fıkrada yer alan’ başka bir suçu oluşturması’ unsurunun gerçekleşmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 244/4. maddesiyle hüküm kurulması mümkün değildir. Sanığın eylemi TCK’nın 142/2-e maddesinde yazılı bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturduğu ve karşılaştırmanın bu maddeyle yapılması gerektiğinden, hükmün yasaya aykırı olduğu” görüşleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Daire’nin bozma kararının kaldırılmasına karar verilmesi talep olunmuştur.

(Ceza Genel Kurulu, 2009/11-193 Esas, 2009/268 Karar)

Kar Maskesi Takarak Hırsızlık Eylemini Gerçekleştirme

Dosya kapsamında 10/05/2015 tarihli olay yakalama tutanağında; park halinde bulunan otoların kapılarını kurcalayan ellerinde eldiven, başlarında kar maskesi bulunan üç şahsın olduğunun bildirildiğinin anlaşılması karşısında, suça sürüklenen çocuğun eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 142/2-h ve 142/2-f maddesindeki suçları oluşturduğunun gözetilmemesi ve hırsızlık suçuna konu eşyanın önem ve değeri, meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılması gerekirken yazılı şekilde alt sınırdan hüküm kurulması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve hakimin takdirine göre; suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle eleştiri dışında usul ve kanuna uygun bulunan hükmün tebliğnameye uygun olarak ONANMASINA, 29/12/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 6. Ceza dairesi, 2021/4898 Esas, 2021/20606 Karar)

Kapılarda Zorlama İzinin – Bozulma İzinin – Alet İzinin Bulunmaması

Müştekinin soruşturma aşamasında alınan ifadesinde, aracını iş yerinin önündeki cadde üzerine park ettiğini ve aracının kapılarını kilitlediğini beyan etmesi, sanığın “Tornavida ile aracının kapısını anahtar girişinden açtım, aynı şekilde bu tornavidayı kontak anahtarı gibi kullanarak aracı çalıştırdım” şeklindeki beyanı, Ceza Genel Kurulunun 19/06/2012 gün, 483-240E/K ve 09/10/2012 gün 2012/375-1809 E/K sayılı kararlarında belirtilen ilkeler ile birlikte değerlendirildiğinde müşteki ve sanığın beyanları ve dosyada bulunan tutanaklara göre görünümü ve özelliği ne olursa olsun bir kilidi kırmadan, normal yoldan açmaya yarayan; bir tel, tornavida, bıçak, toka, kart, maymuncuk, çay kaşığı, pense vb. aletle açılması halinde “Diğer bir alet” sayılması gerektiği, kapılarda bozulma, zorlama, alet izi bulunduğuna dair bir tespitin de olmadığının anlaşılmakla; sanığın eyleminin TCK’nun 142/2-d maddesinde düzenlenen suça uyacağı gözetilmeden, sanık hakkında TCK’nun 142/1-b maddesinde düzenlenen hırsızlık suçundan hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı isteme aykırı olarak BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığından, yeniden hüküm kurulurken 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. yollamasıyla 1412 saylı CMUK’nun 326/son maddesi uyarınca sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, 07.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/23218 Esas, 2021/7752 Karar)

Alışveriş Merkezinde Bulunan Mağdurun Çantasından Para Çalınması

Oluşa ve dosya kapsamına göre, müştekinin Agora AVM içerisinde bulunan lokantada bulunduğu sırada masa üzerine bırakmış olduğu çantasından para çalınması şeklinde gerçekleşen olayda, sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 142/2-h maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek aynı Kanun’un 141/1. maddesi ile uygulama yapılarak eksik ceza tayini,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle isteme uygun olarak BOZULMASINA, bozma sonrası kurulacak hükümde 1412 sayılı CMUK’nın 326/son maddesinin gözetilmesine, 18.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2020/7461 Esas, 2021/5892 Karar)

Apartman Boşluğunda Gerçekleşen Hırsızlık Eylemi

Suça sürüklenen çocuk ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir şahsın eklenti niteliğinde bulunan apartman boşluğuna girerek alüminyum otomatik kapıya ait metal çerçeveleri alarak çek çek diye tabir edilen çöp toplama aracına yükledikleri, ayrılmak isterken 50 metre ilerde sokak üzerinde apartman sakinleri tarafından yakalandıkları olayda, suça sürüklenen çocuğunun eyleminin TCK’nın 142/2-h maddesinde tanımlı nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeden suça sürüklenen çocuk hakkında koşulları oluşmadığı halde aynı Yasanın 141/1. maddesi ile uygulama yapılması suretiyle eksik cezaya hükmedilmesi, bozmayı gerektirmiştir.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2021/13745 Esas, 2021/18306 Karar)

Sanığın Eylemi Hangi Zaman Diliminde İşlediği – Uyap Çizelgesi

Somut olayda, eylemin geceleyin gerçekleştiğine dair somut bir tespit bulunmadığı gibi, iddianamede de eylemin 18:45 sularında işlendiğinin belirtildiği, eylemin gece gerçekleştiğine dair bir anlatım ve sevk maddesi bulunmadığı, UYAP’tan alınan çizelgeye göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında 12/05/2017 tarihinde gece vaktinin saat 20:18’de başladığının anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin gündüz sayılan zaman dilimi içerisinde gerçekleştirildiği gözetilmeden ve sanığa ek savunma hakkı da verilmeksizin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 143. maddesi uyarınca ceza artırımı yapılmasında isabet görülmediğinden anılan kararın bozulması gerektiğinin ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2021/19598 Esas, 2021/14972 Karar)

Hırsızlık Eylemi Yönünden Eyleme Başlangıç Tarihinin Değil Bitiş Tarihinin Önemli Olduğu

Her ne kadar mahkemenin kabulünde sanığın hangi saate eve girdiğine ilişkin bir tespit yapılamadığı, ihbar 20.15’te yapılsa da sanığın eve girdiği saatin önemli olduğunun kabulüyle sanık hakkında geceye ilişkin hükümler uygulanmamış ise de; icrasına gündüz başlanmış olsa bile geceleyin tamamlanan hırsızlık suçunun gece vakti gerçekleştirilmiş olduğunun kabulü gerektiğinden ve UYAP verilerine göre 17.41’de güneşin battığı ve gecenin 18.41’de başladığı anlaşıldığından sanığın hırsızlık amacıyla evde bulunduğuna dair ihbarın 20.15’te geldiği ve 20.15’ten sonraki bir zaman diliminde polislerce evde yakalandığı anlaşıldığından sanık hakkında TCK’nun 143 ve 116/4. maddesi hükümlerinin uygulanmaması suretiyle eksik ceza tayini…

(Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2019/2008 Esas, 2019/12913 Karar)

Paydaş veya Elbirliği Mülkiyetin Varlığı Halinde Hırsızlık Suçu

Sanık …’un, kardeşi olan katılan ile birlikte yarı yarıya paydaş oldukları taşınmazlara katılanın rızasına aykırı olarak ve hissesini aşacak şekilde diğer sanık ile birlikte müdahale ederek taşınmazlar üzerinde bulunan limonları toplayıp götürdüklerinin anlaşılması karşısında; sanık …’un eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 144/1-a maddesinde düzenlenen paydaş veya elbirliğiyle malik olunan mal üzerinde hırsızlık ve TCK’nın 154/1. maddesinde düzenlenen hakkı olmayan yere tecavüz etme suçlarını oluşturduğu, sanık …’nun eyleminin ise 5237 sayılı TCK’nın 141/1. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve TCK’nın 154/1. maddesinde düzenlenen hakkı olmayan yere tecavüz etme suçlarını oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde beraat kararı verilmesi…

(Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2015/29565 Esas, 2018/7857 Karar)

Hukuki Bir Alacağın Tahsili Amacıyla Hırsızlık Suçu – Şikayetten Vazgeçme

Sanığın mağdurun yanında bir süre işçi olarak çalıştığı ve mağdurdan alacaklı olduğu, tanık …’nın da sanığın alacağı olduğu konusunda sanığı doğruladığı, sanığın suça konu cep telefonunu alacağını tahsil amacıyla çaldığı, sanığa yüklenen suçun suç tarihi itibariyle şikayete tabî olduğu ve mağdurun kolluktaki 20.01.2016 tarihli beyanında şikayetten vazgeçtiğini belirtmesi karşısında, sanık hakkında TCK’nın 144/1-b maddesindeki hırsızlık suçundan şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme kararı verilmesi gerekirken, yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanık hakkındaki nitelikli hırsızlık suçundan kamu davasının şikayetten vazgeçme nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 223/8.maddesi uyarınca DÜŞMESİNE, 07.12.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2021/3363 Esas, 2021/18983 Karar)

Değer Azlığı – Suçun Değeri Az Olan Bir Mala Karşı İşlenmesi – Yerleşik Uygulama

TCK’nın 145. maddesine göre, faile verilen cezada indirim yapılabilmesi için malın değerinin az olması yeterli olup, suç ve cezada kanunilik ilkesi ile aleyhe kıyas ve yorum yasağı gereği, kanunda bulunmayan başka bir koşul ihdâs edilemez.

Hâkim indirim oranını TCK’nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere “işlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde saptamalıdır.

Değer azlığı nedeniyle ceza vermekten vazgeçme kararı verilecek ise; malın değerinin azlığı yanında “suçun işleniş şekli ve özellikleri” de dikkate alınmalıdır.

TCK.’nın 145. maddesinin uygulanmasında hâkime geniş bir takdir yetkisi tanınmış olup, TC Anayasasının 141/3, 5271 sayılı CMK’nın 34, 223, 230 ve 289. maddeleri uyarınca sözü edilen yetki kullanılırken keyfiliğe kaçmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe göstermek suretiyle uygulama yapılmalıdır.

Öte yandan hâkim, TCK’nın 145. maddesiyle kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, evrensel ceza hukuku prensiplerinden olan ve ceza kanunlarımızın hazırlanmasında esas alınan, kanunilik, belirlilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri, kıyas ve aleyhe yorum yasağı ile mükerrer değerlendirme yasağına uygun bir değerlendirme yapmak zorundadır.

Açıkladığımız bu gerekçelerle Dairemiz kural olarak, TCK’nın 145. maddesinde, malın maddi ve objektif değerinin esas alınması gerektiğini kabul etmektedir. Bu manada Dairemize göre, örneğin mağdura çok sevdiği bir arkadaşının hediye etmesi nedeniyle mağdurun çok değer verdiği, ancak maddi değeri az olan taşınır bir mal hırsızlık suçunun konusu olmuşsa bu durumda da değer azlığı indirimi yapılmalıdır.

Aynı şekilde, mağdurun iş ve gelir durumu, yaşadığı çevre koşulları gibi subjektif durumlar 145. maddenin uygulanması bakımından sanık aleyhine değerlendirilmemelidir.

“Değer azlığı ölçütü”nün belirlenmesi sorununa gelince;

Dairemize göre; 6545 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 28.06.2014 tarihine kadar işlenen hırsızlık suçlarında yüz(100) liraya, 28.06.2014’ten sonra işlenen suçlarda ise; suç tarihinde geçerli olan brüt asgari ücretin onda birine(1/10) kadar miktar az olarak kabul edilmiştir.

Böyle bir miktarın belirlenmesi, kanun koyucunun yerine geçip kural koymak değil, tam tersine kanun koyucunun Yargıtay’a yüklediği, uygulama birliğini ve adalette istikrarı sağlamak amacıyla içtihat oluşturma görevinin yerine getirilmesidir.

5237 sayılı TCK’nın TBMM görüşmeleri sırasında, uygulama farklılığının önüne geçilebilmesi için 145. maddenin daha belirgin koşulları içermesi gerektiğinin ifade edilmesi üzerine, TBMM Adalet Komisyonu ve Yargıtay Üyesi sayın …; “Efendim Yargıtay’ın bir fonksiyonu da Türkiye genelinde uygulama birliğini sağlamaktır. Şimdi, ben sayın hocalarımın, … Beyin ve sayın milletvekilinin değerlendirmelerine aynen katılıyorum. Şimdi burada, değerin azlığı konusunda sayın savcı arkadaşım, Türkiye’de değişik uygulama olabileceği endişesinden bahsetti; ancak, böyle bir endişeye bence yer yok; çünkü, Yargıtay, içtihatlarıyla, her sene bu değer azlığının ne olabileceğini belirler, bir ölçü olarak bunu tayin eder. Kaldı ki, bugünkü uygulamaya da böyle bir yasa metni rahatlık sağlar ve uygulamada bir zorunluluğu gidermiş olur. Bu nedenle (maddenin) böyle kalmasında büyük yarar olduğu kanaatindeyim ” demiştir.

Madde görüşmelerden sonra değiştirilmeden kabul edilmiştir.

(Ancak belirtmek gerekirse, 5237 sayılı TCK’nın 145. maddesine, 08.07.2005 tarihli RG’de yayımlanan 5377 sayılı Kanunla, “gibi,” ibâresinden sonra gelmek üzere “suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak,” ibâresi eklenmek suretiyle, mevcut hâlini almıştır. Bu ilâvenin fıkranın baş kısmına değil de, cezasızlık hâline ilişkin bölümüne yapılması bilinçli bir tercihin sonucu olup, değer azlığı nedeniyle ceza vermekten vazgeçilecek ise, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurulmalıdır.)

Elbette 5237 sayılı TCK’nını 145. maddesi, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesinin birebir karşılığı değildir. Ancak; 765 sayılı TCK döneminde, aynı Kanunun 522. maddesine göre, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesi ve 219. maddesine göre 5. Ceza Dairesi ve 1918 sayılı Kanuna göre 7. Ceza Dairesi, her yıl hangi miktarların, “pek hafif”, “hafif” veya “pek fahiş” olduğunu belirlerken, kanun koyucunun yerine geçip kural koymamış, yalnızca içtihat yoluyla uygulama birliği ve adalette istikrarı sağlama görevini yerine getirmiştir.

2011 yılından bu yana hırsızlık suçlarının temyiz incelemesini yapan Dairemizin, aynı görevi ifa eden diğer Daireler gibi, değer azlığı konusunda bir ölçüt belirlemesi ve bunu kararlarında açıklamasının doğal ve gerekli olduğunu düşünmekteyiz.

Esasen, Dairemizin karar düzeltme(itiraz) konusu yapılan işbu kararında belirtilen “Suç tarihindeki brüt asgari ücretin onda biri” ölçütü, daha önce hiçbir Yargıtay kararına dercedilmemiş olmakla birlikte, 2016 yılı başlarında, hırsızlık suçlarının temyiz incelemesiyle görevli, Yargıtay 2., 13., 17. ve 22. Ceza Daireleri çoğunluğunun ortak düşüncesiyle uygulamada birliği ve adalette istikrarı sağlamak amacıyla belirlediği objektif bir ölçüt olup, Yargıtay olarak her yıl değer azlığı miktarlarını yeniden belirlemek yerine, kamu, işçi ve işveren temsilcilerinin birlikte, ekonomik ve bilimsel verilere göre her yıl yeniden belirlediği, suç tarihinde geçerli olan brüt asgari ücretin onda birinin esas alınması görüşü benimsenmiştir.

765 sayılı TCK’nın 522. maddesinin uygulanması kapsamında, hırsızlık suçlarının temyiz denetimini yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2005 yılında dahi 500 liraya kadar olan suç konusunun değerini “pek hafif” olarak kabul etmişken, “suç tarihinde geçerli olan brüt asgari ücretin onda birine kadar değer”in; 5237 sayılı TCK’nın 145. maddesi bağlamında “değer azlığı” ölçütü olarak benimsenmesine karşı çıkılması, gai(amaçsal) bir yorum değildir. Zira; kanun koyucu bu maddede yaptığı düzenlemeyle, değer azlığı mevcut ise; kural olarak hâkimin verilecek cezada indirim yapmasını, suçun işleniş şekli ve özelliklerine göre gerekirse, büsbütün ceza vermekten vazgeçmesini öngörmektedir.

Dairemize göre; cezada orantılılık ve hakkaniyet yalnızca değer azlığı yönünden değil, … çokluğu yönünden de dikkate alınmaktadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz ettiği bu kararımızda ifade edildiği üzere; cezada orantılılık ve hakkaniyet ilkeleri ile uygulama birliğini ve adalette istikrarı sağlamak maksadıyla hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı ilgili olarak Dairemizce benimsenen kriterler aşağıdaki gibi özetlenebilir :

1-Kural olarak değer azlığı söz konusu ise, TCK’nın 145. maddesi uyarınca mâkul oranda bir indirim yapılmalıdır. Ancak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Dairemiz ve diğer görevli Daire kararları uyarınca, nüfus cüzdanı, ehliyet, pasaport, sınav belgesi, araç plakası, kredi ya da bankamatik kartı ve benzeri şeyler hırsızlık suçunun konusu olduğu taktirde, fiziki (maddi) değer dışında, bunların yeniden temini için mağdur tarafından harcanacak olan emek ve mesai vs. göz önüne alınarak değer azlığı indirimi uygulanmayacağı görüşü benimsenmiştir. Bu örnekler dışında da mahkemece, kabul edilebilir gerekçelere dayanmak suretiyle değer azlığı söz konusu olmasına rağmen cezada indirim yapılmayabilir.

2-Suç tarihinde yürürlükte olan brüt asgari ücretin onda birine (1/10) kadar olan değer az kabul edilebilir. Zira bu miktar, sabit ve durağan değil, günün ekonomik koşulları ve bilimsel verilere gör her yeniden belirlenen toplumsal bir uzlaşı ile tespit edilen değşken orandır.

3-Mükerrer değerlendirme yasağı vb. ilkelerin ihlâl edilmemesi ve değerin az olması koşuluyla, suçun işleniş şekli ve özellikleri dikkate alınarak büsbütün ceza vermekten de vazgeçilebilir.

Bu konuda Dairemizin görüş ve uygulamalarından da kısaca birkaç cümle ile bahsetmek istiyoruz.

Örneğin Dairemiz; TCK’nın 147. maddesinde düzenlenen özel zorunluluk hâli dışında, konut veya iş yerine giren failin bir miktar yiyecek çalması ya da olay mahallinde yemesi hâlinde veya fakirlik ilmühaberi ibraz eden ve verem olmasından dolayı iyi beslenmesi gereken çocuğu için, marketten 25-30 liralık muz ve benzeri gıda maddesi çalan faile TCK’nın 145. maddesi uyarınca ceza verilemeyeceğine hükmetmiştir.

4- Teşebbüste, 765 sayılı TCK dönemindeki gibi, madde metnine göre otomatik olarak değer azlığı indiriminin uygulanması mümkün olmamakla birlikte, özgüleme varsa ve bu özgülenen değer az ise, bu durumda da değer azlığı indirimi uygulanabilir.

(Yargıtay 13. Ceza Dairesi, 2019/5553 Esas, 2019/13629 Karar)

Kullanma Hırsızlığı – Arabanın Kullanma Hırsızlığına Konu Olması

Hırsızlık suçunun malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi hali 5237 sayılı TCK’nın 146. maddesinde “Kullanma hırsızlığı” başlığı altında; “hırsızlık suçunun, malın geçici bir süre kullanılıp zilyedine iade edilmek üzere işlenmesi halinde, şikâyet üzerine, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Ancak malın suç işlemek için kullanılmış olması halinde bu hüküm uygulanmaz” şeklinde hüküm altına alınmıştır.

Madde gerekçesinde; “Madde metninde kullanma hırsızlığı tanımlanmıştır. Bu hırsızlık şeklinin oluşması için kişi sahibinin rızası olmaksızın malı alırken, bunu belli bir süre kullandıktan sonra iade etmek amacı ile hareket etmesi gerekir. Kullanma hırsızlığında, kullanmanın her hâlde kısa sayılacak bir süre devam etmesi temel koşuldur.

Malın suç işlemek için kullanılmış olması hâlinde, bu madde hükmü uygulanamaz, yani hırsızlık suçundan dolayı verilecek cezada indirim yapılamaz.” şeklinde açıklamalara yer verilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.05.2016 tarihli ve 2015/13-1076 E., 2016/235 K. sayılı içtihadında belirtildiği üzere; kullanma hırsızlığı hükmünün uygulanabilmesi için malın suç işlemek için kullanılmamış olması gerekir, aksi hal suç işlemeyi kolaylaştıracak, bireyleri suça yönlendirecek, adeta suç işleyen faili ödüllendirmek olacaktır. Ayrıca yine anılan içtihatta “Malın iade edilmek üzere alınıp alınmadığı, failin amacı, somut olay öncesi, sırası, sanığın suç sonrası davranışları ile olayın özellikleri, failin kişisel özellikleri nazara alınarak belirlenecektir.” (Veli … İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, … Yayıncılık, … 2015, s. 614) şeklinde öğretide yer alan görüşün de benimsendiği vurgulanmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yukarıda anılan içtihadı ile aynı doğrultuda olan Dairemizin istikrar kazanan kararlarında da, kullanma hırsızlığı suçunun oluşabilmesi için geçici yararlanma amacıyla alınan mal bir araç ise bu aracın kısa bir süre kullanıldıktan sonra sahibine geri verilmesi veya kolaylıkla bulunabileceği bir yere bırakılması, henüz bırakılmamış ise geri verilmek üzere alındığının açıkça anlaşılması ve iade amacının araç alınırken mevcut olması gerektiği belirtilmiştir.

(Yargıtay 2. Ceza Dairesi, 2021/1931 Esas, 2021/11436 Karar)

Suçun Tamamlanmaması – Hırsızlık Suçu Teşebbüs Hükümleri

Kolluk tarafından düzenlenen 12/12/2006 tarih 20.45 saatli Tutanak’a ve sanıkların savunmalarına göre sanığın suça konu eşyayı yüklediği mobileti çalıştırmaya çalıştığı sırada henüz egemenlik alanına geçiremeden suçüstü yakalandığı anlaşılmakla, suçun teşebbüs aşamasında kalmasına rağmen 5237 sayılı TCK’nun 35/2. maddesinin uygulanmaması sonucu sanık hakkında yazılı şekilde fazla ceza tayini…

(Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2019/7313 Esas, 2019/9932 Karar)

Kesintisiz Takip Üzerine Yakalanma – Teşebbüs Hükümleri – Kapkaç

Dosya kapsamına göre, diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak;

1-Sanık ve temyize gelmeyen diğer sanığın, müştekinin elindeki cep telefonunu çekip aldıktan sonra kaçarlarken vatandaşlar tarafından kesintisiz takip ile yakalandıklarının anlaşılması karşısında eylemlerinin teşebbüs aşamasında kalmasına rağmen sanık hakkında tamamlanmış suçtan ceza verilmesi suretiyle fazla ceza tayini…

(Yargıtay 17. Ceza Dairesi, 2020/11541 Esas, 2020/6643 Karar)

Birden Fazla Kişinin Malını Çalma – İçtima Hükümleri – Zincirleme Suç Olgusu – Soyunma Odasından Her Bir Mağdurun Eşyasını Çalma

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bazı suçlarda özel olarak aynı neviden fikri içtima hükmüne yer verilmiştir. Örneğin; belirsiz sayıda kişilerin sağlığını bozmak amacıyla ve bu amacı gerçekleştirmeye elverişli olacak surette, radyasyona tabi tutulması hâlinde, radyasyon yayma suçunun temel şekline nazaran daha ağır ceza öngörülmüştür. (TCK 172/2) Bu suçlar için özel bir aynı neviden fikri içtima kuralı öngörülmüş olduğundan, ayrıca TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca cezanın arttırılması yoluna gidilmeyecektir. Aynı neviden fikri içtimadan söz edilebilmesi için;

1- Hareket ya da fiilin hukuki anlamda tek olması,

2- Birden fazla suçun işlenmiş olması,

3- İşlenen birden fazla suçun “aynı suç” olması,

4- Bu suçların mağdurlarının farklı olması gerekmektedir.

Bu dört şartın birlikte gerçekleşmesi durumunda, faile tek ceza verilecek, ancak bu ceza artırılacaktır. Örneğin; bir sözle birden çok kişiye karşı cinsel tacizde bulunulması, bir mektupla birden çok kişiye hakaret edilmesi, bir odada bulunan çok sayıda kişinin üzerine kapının kilitlenmesi suretiyle hürriyetlerinden yoksun kılınmaları hallerinde aynı neviden fikri içtima söz konusu olup, TCK’nın 43/2. maddesi uyarınca uygulama yapılması gerekmektedir. Yapılan bu açıklamalar göz önüne alındığında; hukuki anlamda tek olarak kabul edilemeyecek fiil ile birden fazla mağdura karşı hırsızlık suçunun işlenmesi hâlinde TCK’nın 43/2. maddesinde düzenlenen aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanması mümkün değildir ve mağdur sayısınca hırsızlık suçunun oluştuğunun kabulü gerekir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2013 tarihli ve 7-535, 15.04.2014 tarih ve 282-192, 22.04.2014 tarihli ve 5-204 ve 06.06.2017 tarihli ve 566-317 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;

Sanığın, mağdurların antrenman yaptıkları spor salonuna hırsızlık amacıyla gelerek soyunma odasındaki bankların üzerinde ve dolapların içinde bulunan, basketbol antrenmanı yapan mağdurlara ait çantaları karıştırıp her bir mağdurun çantasından cep telefonlarını çaldığı olayda; dört ayrı çantada bulunan cep telefonlarının ayrı ayrı çalınması nedeniyle doğal anlamda tek bir fiilden bahsedilemeyeceği, her bir hareketin ayrı ayrı neticeleri meydana getirdiği, kaldı ki, eylemlerin gerçekleştiriliş şekli itibarıyla da hukuki anlamda tek bir fiilin söz konusu olmadığı, sanığın, ekonomik değeri olan ve kolayca paraya dönüştürebileceği bir şeyler bulabilmek amacıyla her bir mağdurun çantasını bulduğu fırsattan yararlanarak yeni bir kararla ayrı ayrı karıştırıp ayrı ayrı hareketler ile suça konu cep telefonlarını çaldığı, buna göre, soyunma odasında bulunan ve içinde kıyafetler ile cep telefonları olan çantaların farklı kişilere ait olduğunu bilebilecek durumda olan ve eylemleri arasında sübjektif bir bağlantı da bulunmayan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün bulunmadığı anlaşıldığından, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince sanık hakkında her bir mağdura yönelik hırsızlık suçu nedeniyle ayrı ayrı mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kabul edilmelidir.

(Ceza Genel Kurulu, 2019/98 Esas, 2019/661 Karar)

Kısmen İade – Kısmen Tazmin Hükümlerinde Mağdurun Rıza Şartı

Suça sürüklenen çocuğun suç tarihinde müştekinin elinde bulunan çantasını çaldıktan bir süre sonra yakalandığında görevli kolluk personeline mağura ait çantayı attığı yeri göstermiş ve çanta içerisindeki cüzdanla ile birlikte mağdura iade edilmiş ise de cüzdanın içerisinde yer alan 80 TL tutarındaki paranın ele geçmemiş olması karşısında iadenin kısmi nitelikte olduğu gözetilerek müştekiye kısmi iade nedeniyle suça sürüklenen çocuk hakkında etkin pişmanlık hükmünün uygulanmasına rızası bulunup bulunmadığı sorulmadan suça sürüklenen çocuk hakkında 168. maddenin uygulanması hususu karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamış…

(Yargıtay 6. Ceza Dairesi, 2021/4642 Esas, 2021/20611 Karar)